Her okuruna ?Bir kitap okudum, hayatım değişti?  cümlesini söyletebilecek bir kitap İsmail. ?Bir Zihin ve Ruh Macerası? alt başlığı ile yayımlanan kitap, gerçekten de bir macera romanı gibi ilerliyor. Merkezine yerküreyi alıp, modern insanın onun üzerindeki yerini ve konumunu eleştiriyor. Sizi, küresel ısınmanın, açlığın, krizlerin, yoksulluğun artık kronik sorunlar olduğu bu günlerden alıp tarih öncesi dönemlere götürüyor.  Böylece, tarih öncesi dönem ile modern dönemi karşılaştırmanızı ve dünyanın ?kötü gidişatının? nedenini bulmanızı istiyor.

İnsanlık tarihinin en önemli dönüm noktasının tarım devrimi olduğu ve bu devrimin insanın bugünkü ?modern, uygar, gelişmiş? hâline ulaşabilmesi için bir başlangıç noktası olduğu söylenir. Oysa İsmail, insanlık tarihine alternatif bir bakış açısı getiriyor. Bu devrim ile birlikte insanoğlunun dünyayı algılamasının değiştiğini söylüyor ve bugünkü ?kötü gidişat?tan bu değişimi sorumlu tutuyor.

Şöyle ki tarım toplumundan önceki avcı-toplayıcı göçebe toplumlarda,  insan kendisini ekolojik sistemin bir parçası olarak algılar, dolayısıyla diğer bütün canlılar ile eşit konumda görürdü. Oysa tarımsal üretim sonrasında, insanoğlu kendisini yeryüzünün efendisi olarak görmeye başladı. Öyle ya, insan diğer canlılardan farklı olarak ?düşünebiliyor?, daha da önemlisi doğanın dayatmalarına karşı gelebilecek aletler yapabiliyordu.  Bu sayede, yerleşik hayata bile geçmiş, kendi yiyeceğini yetiştirip biriktirme lüksüne sahip olmuştu. Bu özelliklere sahip olan insanoğlu, diğer canlılar ile tabii ki de eşit olamazdı! İşte bu kritik dönüm noktasından sonra, doğadaki diğer canlılar ve hatta yerkürenin varoluş sebebi, insanoğlunun çoğalmasına ve gelişmesine katkı sağlayacak şekilde yeniden yorumlandı. Bu yeni yorum, kitapta ?Ana Kültür? olarak adlandırılıyor ve hayli detaylı bir şekilde inceleniyor. Burada kısaca bahsetmek gerekirse, ?Ana Kültür? der ki: ?Dünya, insanoğlu için yaratıldı, insanoğlu da onu yönetmek ve düzene sokmak için. Zira bunu yapabilecek güçteki tek canlı insandır.? Bu tür bir evren yorumu, tahmin edilebileceği gibi, insanın doğanın kaynaklarını sınırsızmış gibi pervasızca kullanmasını, diğer canlıları kendi menfaati için gerekirse yok etmesini meşru kılar. İlkel tarımsal yöntemlerden evrimleşerek bugünlere gelen kapitalist üretim ve tüketim şekilleri, işte bu yorum üzerinden şekillenmiştir.  Sonuç olarak, bugün kapitalist sistem ve onun kapitalist insanları, insanlara vaat ettiği zenginliği üretirken doğayı tüketiyor; kurmaya çalıştığı uygarlığı inşa ederken ekolojik sisteme zarar veriyor. İşte bu kötü gidişata engel olmak için göçebe toplumların düşünce yapısı ve dünyayı algılayış biçimleri incelenmeli ve örnek alınmalıdır, der İsmail.

Bu incelemeyi yaparken de demografi, tarih, ekonomi, ekoloji, antropoloji, sosyoloji gibi birçok disipline yer veriyor olması okumayı iyice keyiflendiriyor. Anlatım şekli, karşılıklı soru cevap diyaloglarına dayanıyor ve böylece akıcılık hiç kaybolmuyor.

Sanırım, kitabın en önemli gücü, okurunu ?dünyayı kurtarmak? için bireysel çabasının da değerli olduğuna ikna etmesi. Dilerim, kitabı okuyan herkes, çevresini kuşatan ?Ana Kültür?ün yanlış inançlarını düzeltmeye -en azından- kendi kişisel hayatından başlar?

İsmail

Daniel Quinn

Çeviren: Ebru Eroğlu

Dharma Yayıncılık