Romanın ilk sayfasında bir soyağacı var. Kalabalık bir oyuncu listesi gibi. Kitabın ilk 30-35 sayfasını okurken dönüp bu ağaca bakmak gerekiyor.

İlk başlarda karışık bir kurgu hâkim romana. Sonra olaylar hızlanıyor, hatta sonlara doğru beklenmedik rastlantılar ve olaylarla iyice sarsılıyorsunuz.

Şaşırtıcı bir akışı var İskender‘in. Sürekli başa ve sona sarıyorsunuz kafanızda okuduklarınızı. Bu tip hareketli kurgular hep hoşuma gitmiştir. Etkileyici cümleleri nedeniyle de romanı gerçekten çok beğendim. Ancak Elif Şafak’ın neden İskender kılığına girip kapak fotoğrafı çektirdiğini anlayamadım.

Açıkçası Aşk‘ı çok yavan ve zorlama bulmuştum. Sevgili arkadaşım ?Oku da konuşalım? diyerek özenle gönderdiği için araya sokuşturdum bu kitabı. Baba ve Piç ile Bit Palas?tan sonra en beğendiğim Elif Şafak kitabı oldu İskender.

Güney Amerika yazarlarının kemikleşmiş alışkanlıkları gibi büyülü bir tarzı da var üstelik.

Karakterlerin birbirleri içine girmiş hayatları, İskender?in hapishanede Zişan’la geçirdiği evrim, sarhoş ve ayık babaların tasviri, köyden kente hatta Londra’ya uzanan farklı yaşamların anlatımı, beni en çok etkileyen öğeler oldu.

Romanın çalıntı olduğuna dair birçok haber çıkıyor gazete ve dergilerde. Ancak okumadan bunlara kulak asmayın, diyorum. Elif Şafak eski kuvvetli tarzına dönüş yapmış bana kalırsa.

Böylece bu yaz, Londra’da geçen ikinci romanımı da okumuş oldum. Londra alevler içinde yanarken şiddetle tavsiye ediyorum.

İskender

Elif Şafak

Doğan Kitap