Geriye dönüp baktığınızda, keşke yapmasaydım, o gün orada olmasaydım, onu yapmasaydım ya da söylemeseydim dediğiniz ne çok şey var bir düşünsenize… Hatta düşünmeye başlayınca hayatınızın pişmanlıklar silsilesinden ibaret olduğu bile çıkabilir. Ama bazı pişmanlıklar vardır, renkleri siyah olmasa da gölge olurlar size. Kimi arkanızda durur canınızı yakar, kimi yanınızda durur elinizi kolunuzu bağlar, kimi de önünüzde durur korkutur, adım atamaz, ilerleyemezsiniz. Öyle hatalar vardır ki cezasını bir an değil, bir ömürlük çekersiniz. Dört duvar arasına kapatılıp, önünüze demir parmaklıklar ya da ağır kapılar koymalarının hiç ama hiç önemi yoktur. Siz hatanıza hapsedilip, ruhunuza anahtarı olmayan prangalar vurulduktan sonra nerede olduğunuz zaten bir şey ifade etmez.

İskender o gün orada olup her şeyi değiştirmek ister miydi?

İsterdi herhalde ama herhalde demeden, kesin olarak bildiğim şu ki kendi içinde hapsolduğu o aşılmaz duvarlar ve prangalardan hiçbir zaman kurtulamayacak.

Elif Şafak, yine romanını pek çok karakter üzerinden ilerletmiş, hatta bu sefer bir aile ağacı çizmek zorunda kalmış kitabın başına. Bu ağacı idrak edene kadar yavaş ilerleyebilirsiniz, ama karakterleri analiz edip onları çözmeye başladığınızda kitaba daha sıkı sarılacaksınız. Kalabalıkların içinde yalnızlaşan Pembe, yalnızlığın içinde ruhu kalabalıklaşan Cemile, hep yanlış yollara sapan Adem, Yunus, Esma, İskender ve tabii ki Elif Şafak klasiği olarak Zişan derken, hepsinde bir başka dünyaya dalıp adeta bir şehrin her biri başka bir çıkmaza doğru ilerleyen sokaklarında yol alacaksınız…

Karanlıkdaysanız ışığa yol almanız, yok ışıkta yol alıyorsanız da ışığınızı kaybetmemeniz dileğiyle…

Her şeyin başı sağlık, sağlıcakla kalın…

İskender

Elif Şafak

Doğan Kitap