Geçtiğimiz yıllarda okuduğum iki kitabı, Radikal internet sitesindeki yazılarımda bahsetmek üzere tekrar raftan indirdim.

Biri, daha eski… Rojin Canan Akın ve Funda Danışman derlemişler, ismi Bildiğin Gibi Değil – 90?larda Güneydoğu?da Çocuk Olmak.

Kitap 1990?larda, hani ?bu memleket için kurşun atanın da, yiyenin de şerefli olduğu? dönemde, JİTEM?i, Özel Harp Dairesi?ni, Özel Harekat?ı, hem örgüt hem devlet terörünü hem de bütün şiddetiyle yaşayan, en acımasız hâliyle şahit olan çocukların, gençlerin anılarını aktarıyor.

Savaşın tam ortasında kalan çocuklar onlar… Evleri basılmış, taranmış, bombalanmış… Babaları, amcaları, ağabeyleri bir şafak vakti yatağından kaldırılıp götürülmüş, sorgulanmış, işkencelerden geçirilmiş… Geri dönmeleri zaten mucize de, içlerinde gerçekten şanslı olanların bugün birer mezar taşı var…

Güneydoğu?daki kayıpların, faili meçhul cinayetlerin öykülerini az çok biliyoruz. Nezarethane, sorgu odası, işkencehane anılarını da… Diyarbakır Cezaevi?ni yaşayanlar, dilleri vardığı kadarıyla anlattılar o günleri…

Bu güne kadar susan, ağızlarını bıçak açmayan, konusu geçtiğinde gözlerini kaçıran birileri de var oysa; kadınlar.

Bu yüzden kitapta beni en çok ?kadın hikâyeleri? etkiledi…

Dikkat edin; en önde koşanı, bayrak sallayanı, kürsüde aslan kesileni dahi, konu ?oraya? gelince susuyor. Bülent Arınç?ın ima ettiği Gülten Kışanak bile o açıklamadan sonra Ahmet Hakan?a konuştuğunda ?Köpek kulübesinde 6 ay işkence gördüm? dedi, devamını getiremedi…

Dayağı bir şekilde içselleştirmiş durumdayız. Fiziksel şiddetin en ağırını dahi toplumsal hafıza içinde eritip tolere edebiliyoruz. Egomuz da bizi buna yönlendiriyor zaten…

Peki ya işkencede copla tecavüze uğradığını anlatan var mı?

Çünkü ne kadar balık hafızalı olsak da bunu normalleştiremeyiz. Toplum eğer bir şeyi içselleştiremiyorsa tümden reddeder. İnsan egosu, üyesi olduğu toplumdan dışlanmamak için kendi yaşadıklarını yadsıyacak kadar bencildir.

Dikkat edin, bu anıların hepsi, üçüncü şahıslar üzerinden aktarılır. ?Falakaya yatırıldım, kemiklerim kırıldı? diye kendini öne atarken, birden ?Mahkumlara cop sokuyorlardı, şişeye oturtuyorlardı? olur anlatım şekli…

Kadınlar için durum daha da beterdir. Erkeğe copla tecavüz edip sorulduğunda da ?Aslan gibi delikanlılar varken neden cop kullanalım?? diyen zihniyet, kadına ne yapar, tahayyül edebiliyor musunuz?

İşte Bildiğiniz Gibi Değil?de bu cesareti buldum. Ne var ki ?Bilmek acıyı arttırır.? sözü doğruymuş. Okudukça o kadınlara, onlar gibi yüzlercesine iyi ki bu güne kadar konuşmamışlar diye teşekkür edecek hâle geldim neredeyse…

Öz babasıyla yan yana odalarda işkence görüp babası tarafından tecavüze zorlanan kızın hikâyesi… Makatına sokulan cam şişe kasten kırılıp onca yıl sonra hâlâ tuvaletini altına kaçırmaya mahkum edilen kadının yahut işkencede meme uçları kesilen, salıverildikten bir kaç sene sonra doğan bebeğini emziremeyen kadının acısı…

Bunları içimizde hissetmeden, ?barışın dilini? konuşmak zor…

***

Sosyal yaşamımızda, toplumsal tarihimizde başka ayıplar da gizli ve bunlar bastırıldıkları yerde hatırlanmayı, çözülmeyi bekliyorlar. Muhataplarının seslerinin cılız çıkması ya da özellikle susmayı tercih etmeleri, ilelebet böyle kalacakları, kalabilecekleri anlamına gelmiyor. Bir tablo daha var ki onu görmeden ?Türkiye demokrasiyle yönetilen, vatandaşlarının eşit olduğu, eşit yaşadığı bir ülkedir.? cümlesini kurmam mümkün değil;

Silahlı Kuvvetler içerisinde gayrimüslim, azınlık mensubu bir paşa!

Kitabın ismi Gayrimüslim Mehmetçikler. Geçtiğimiz yıl piyasaya çıkmıştı, ben okumaya yeni fırsat bulabildim. Yazarı Rıfat N. Bali.

Türk vatandaşı olan ve askere giden Ermeni, Yahudi, Rum ya da Süryanilerin anılarından bir derleme…

Anlatılanlar baştan sona kötü değil elbet; hakarete uğrayanlar, Ermeni olduğu için sürgün edilen, başıbozuk takımlarına atılan, mutfağa patates soymaya yollananlar var, ama ya kendi uyanıklıklarıyla ?durumlarını? çaktırmayıp ?rahat ettiklerini? ya da açık açık ?pozitif ayrımcılık? gördüklerini, hâlden anlayan üst rütbeli subaylar tarafından nasıl ?kayırıldıklarını? aktaranlar da var.

Ancak hepsinin söz birliği etmiş gibi değindiği tek bir konu var; ?Gayrimüslim ya da azınlık mensubuysan, yedeksubay yapılman hayal, sınava da girsen, tüm soruları doğru da cevaplasan ?kazanamadı? diye sonuç gelir. İki-üç dili anadili gibi bilenimiz vardı, tercüman sınavını geçemedi… Normal er olarak gidenlerimizden onbaşı yapılmaz, çavuş sınavına sokulmaz, ?birliği arkadan vurur, arkadaşlarına kurşun sıkar? diye operasyonlara, harekatlara, tatbikatlara bile gönderilmez, geri hizmette bırakılır.?

Eskiden bu böyleymiş, şimdi de böyle… Özellikle kitap elinize geçerse, Er Bedros?un kıvrak bir kalemle anlattığı hikâyesini okuyun, ağlanacak hâle gülmeniz işten değil…

(Bu yazıyı, Radikal internet sitesinde çıkan iki yazımdan; “İşkencehanede Kadın Olmak” ve “Mordehay Paşa“dan derledim.)

Bildiğin Gibi Değil – 90?larda Güneydoğu?da Çocuk Olmak

Rojin Canan Akın, Funda Danışman

Metis Yayınları

***

Gayrimüslim Mehmetçikler

Rıfat N. Bali

Libra Yayınevi