Hayatınızda pek çok kez gördüğünüz, bildiğiniz ya da daha önceden adını bile duymadığınız, tadından bihaber olduğunuz bin bir çeşit lezzetle dolu ziyafete mavi zeminli, üzeri yaldızlarla bezeli bir davetiyeyle çağrıldığınızı hayal edin. Bu sıradışı davet öylesine ilgi çekici ki, heyecanınızdan olumlu cevap verdiğinizi varsayalım: İşte, oradasınız. İçeriye adım atar atmaz büyük sürprizlerle karşılaşıyorsunuz! Bir kere yiyeceğiniz hiçbir lokma size kalori olarak dönmeyecek; aksine bedeninize, zihninize ve ruhunuza şifa getirecek. Sonra, tadacağız her bir lezzet damağınızda ayrı yer edinecek. Üstelik ziyafetteki birbirinden oldukça farklı her tabağa çatalınızı uzatsanız dahi mideniz yorulmayacak, değişik tatlar ise hiçbir surette karışmayacak. Tam tersi, ne kadar çok yerseniz o kadar o denli keyif alacaksınız davetten. Tüm bunları idrak etmenizin ardından dikkatinizi çeken ilk şey; devasa salondaki upuzun masalara boylu boyunca serili ipekten örtüler…

Her şey öylesine gerçeküstü ve de büyüleyici ki… Gözlerinizi ovuşturuyorsunuz. Ardından bir de bakıyorsunuz ki; tanıdığınız simalar var salonda. Veyahut gözünüzün bir yerlerden ısırdığı; ancak kim olduğunu o anda kestiremediğiniz kimseler… Bu aşçıların hepsi kelimelerini çuvallamış, kendilerine münhasır renklerini sırtlamış gelmişler. Hummalı biçimde özel lezzetlerini davetliler için özenle hazırlıyorlar. Kimisi halen hayatta, bir kısmı zar zor duruyor ayakta, bazısı da vakt-i zamanında yazdıkları sayesinde soluk alıp veriyor.

Günümüzde ya da geçmişte, sağda solda bir yerlerde hoş sedalar ve tadı damaklarda yer eden satırlar bırakan Türk öykücüleri veriyor çünkü bu muazzam daveti. Her bir usta kendi bildiğince yorumladığı ve elindeki öznel tarif defteriyle ortaya koyduğu eseriyle katılmış. Her biri kendince karmış harften ve noktalama işaretlerinden ibaret hamurlarını. Bütün ustaların lezzet sırrı yazdıkları ölçülere uygun olarak hazırladıkları, belirledikleri süre boyunca sabırla pişirdikleri ya da tercihen çiğden servis ettikleri öykülerinin içinde saklı. Çeşnilerin ahenkli dansına tanık olduğunuz huzurlu ambiyansta ipekli örtülerle kaplı uzun ziyafet büfesindeki muhtelif öyküleri tadarken gülümsemesine gözlerinizin, sesine ise kulaklarınızın aşina olduğu birisi yaklaşıyor yanınıza. Büyük şef, Yekta Kopan olanca içtenliğiyle soruyor: “Nasıl, beğendiniz mi öyküleri?”

Yekta Kopan’ın editörlüğünde derlenerek bir araya getirilen eşsiz Türk Öykü Antolojisi; İpekli Mendil okura tam anlamıyla böylesine muhteşem bir okuma şöleni sunuyor. Sevdiğiniz, ismini hiç duymadığınız, önceden tanışmadığınız için hayıflandığınız, hayata bakış açıları genellikle  birbirinden epeyce farklı pek çok isim toplanmış İpekli Mendil‘in mis kokulu, yumuşacık sayfalarında. Hepsi kendi tadını sergileyerek pek yakışmış pürüzsüz kitabın yapraklarına. Şefin sorusuna verilecek cevap elbette ki aşikâr: “Öyküler harika olmuş, şef. Sizin de ekibinizin de ellerine sağlık!” Eh, sizlere düşen de böylesine lezzetli bir ziyafete yumulmak, o halde!

İpekli Mendil

Kolektif

Can Yayınları