Uzmanlık alanı psikoterapi olan Engin Geçtan,
çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı ve bu zamana kadar edebiyat ve
edebiyat dışı birçok kitap yazdı. Sanırım bunlar arasında en ünlüsü yayımlandığı
1983 yılından günümüze farklı yayınevlerinden onlarca baskı yapan İnsan Olmak! Artık
türünün bir klasiği haline gelen bu kitap günümüzde de büyük bir ilgiyle
okunuyor ve sayısız insanın hayatını etkilemeye devam ediyor.

İnsan Olmak kitabı ile tanışmamın biraz farklı bir öyküsü var. İlk defa anlatıyorum. İlk olarak lise yıllarımda Müdür Yardımcısının masasında görmüştüm. Niçin o odada olduğumu hatırlamıyorum ama umarım yaramazlık yaptığım için değildir. 🙂 İlk görüşte aşık olmak gibi, görür görmez etkilenmiştim kitaptan. İsmi dikkat çekiciydi en başta: İnsan Olmak! İnsan olmak ile ilgili ne söylüyordu acaba? Ve düşünüyordum: Müdür Yardımcısının okumaya değer görüp yanından ayırmadığı kitap acaba nasıl bir kitaptı? Kesinlikle ben de okumalıyım diye düşündüm.

O dönem ‘yaparsın edersin, sen yeter ki iste, hadi
oğlum kim tutar seni!’ diyen kişisel gelişim kitaplarına merak salmıştım. Okuduklarım
daha çok yabancı yazarların kitaplarıydı ve bir kısmı hiç gerçekçi gelmemeye
başlamıştı. Ergendim, meraklıydım, öğrenmeye açtım ve ne yazık ki beni
yönlendirecek kimsem yoktu. Öte yandan, itiraf etmeliyim ki Türk yazarlara
karşı da önyargım vardı. Ta ki Engin Geçtan ile tanışana dek!

 Ve uzun bir
süre erteledikten sonra kitabı alıp okudum. İyi ki okumuşum, iyi ki Engin
Geçtan ile tanışmışım. Okuduğum birçok kitapta bulamadığım şeyler vardı kitapta.
En başta görüşlerini psikolojik bir temele oturtmuştu, gerçekçiydi ve tabiri
caizse öyle havadan sudan konuşmuyordu. Ondan sonra kendimi geliştirmem için
kişisel gelişim kitapları değil, psikoloji, felsefe ve edebiyat okumam
gerektiğini anladım.

Birçok kişiye sıradan gelebilecek bu kişisel
öykümden belki şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Hani sık sık vurgulanan, büyüklerin
iyi bir rol model olmalarının ne kadar önemli olduğu, kitap okuyan bir
yetişkinin –bu aileden de olabilir, çevremizden değer verdiğimiz biri de-  çocuklar üzerindeki olumlu etkisi…

Kitabı okuduğum için tekrar okumadım, sadece altını
çizdiğim yerleri okumaya karar verdim ama o kadar çok cümlenin altını çizmiştim
ki, kitabı tekrar okumuş gibi oldum. Zaten, okuduğumuz kitabın ne kadar iyi
olduğu altını çizdiğimiz cümlelerin sayısından da belli olmaz mı? 2018 yılında
aramızdan ayrılan Engin Geçtan’a sevgilerle…

İşte kitaptan bazı alıntılar:

“Birçok ana baba çocuklarını ne denli sevdiklerini sık sık dile getirirler. Ancak çocuğun sevgi ihtiyacı sözcüklerle karşılanmaz, onun gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir.” (Syf. 41)

“Gösterdiği çabaya rağmen ana babasının onayını
kazanamayan ve onların istediği kusursuzluk düzeyine ulaşamayan çocuk giderek
kendi gözünde de değersizleşir.” (Syf. 47)

“Önemli olan, çocuğu kendine özgü bir dünyası olan
bir varlık olarak kabul edebilmektir.”  (Syf.
48)

“İnsan kızgın olduğu için diğer insanlardan korkar,
insanlardan korktuğu için de onlara kızar.” (Syf. 56)

“Kendisiyle uyum halinde olan bir insan, başkalarına
dostça yaklaşır, ama gerektiğinde onlara karşı çıkar ve haklarını savunmak için
onlarla savaşır, bazen ise yalnız kalmayı yeğler.” (Syf. 57)

“Çünkü bir insana değer vermek, onun gerçeklerini
anlamaya çalışmak ve onu olduğu gibi benimseyebilmektir.” (Syf. 75)

“Kendisine değer verilmemiş bir insan bir başkasına
değer veremez.” (Syf. 75)

“Değersizlik duyguları yaşayan biri için diğer
insanlar ya kendinden üstündür ya da aşağı; eşiti yoktur.”  (Syf. 75)

“Çoğu insanın gerçek benliğiyle, toplumun onayını
sağlamak için dış dünyaya karşı takındığı kimlik birbirinden farklıdır.”  (Syf. 76)

“İnsanın kendi sorumluluğunu üstlenmesi, bir başka
insanın sorumluluğunu üstlenmesinden çok daha güçtür.” (Syf. 96)

“Yüzyıllar boyu kahır ve üzüntüden doyum sağlamayı
bir yaşam biçimi olarak benimseyip bunu türkülerine, şarkıların ve edebiyatına
yansıtmış olan bir toplumun bireyleri, çağdaş dünyanın farklı beklentilerinin
kendilerini uyanmaya ve etkin olmaya zorlamasını kızgınlıkla karşılayabilirler.”
(Syf. 97)

“Ana babanın çocuklarını kendi narsisist
eğilimlerine doyum sağlayacak uzantılar olarak algılamaları ise çocukların
gelişimini ciddi bir biçimde aksatır.” (Syf. 117)

“Dünyada iki tür insan vardır: yaşayanlar ve
yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı
simgeler.” (Syf. 159)

“Birçok insan belirli bir olay gerçekleşirse mutlu olacağı
yanılgısındadır. Mutluluğun kendilerini bulmasını bekler ve mutluluğa “bir
şeyler yaşanarak” ulaşılabileceğini göremezler.” (Syf. 169)

İnsan Olmak

Engin Geçtan

Metis Yayınları