Aşk, aslında bırakın anlamayı ya da anlatılmayı, açıklanmaya çalışılması dahi beyhude bir uğraştır. Aşka değer bir şeylere sahip olamadıysanız bile, eminim etrafınızda bir yerlerde rastlamış olmalısınız. Yanılıyorsam bile en azından, o dilden dile dolaşan kahramanlarından daha meşhur aşk hikâyelerinden biri sizin de kulağınıza çalınmıştır mutlak surette. Aşkı için dünyaya meydan okuyanlardan tutun da aklını yitirenlere kadar pek çok çeşidi var bunların. Peki, aşk neden bu kadar önemli ya da bir insan, tam olarak anlayamadığı ya da anlatamadığı bir şey için neler yapabilir?

İşte şu ana kadar kulağıma çalınan ve gördüğüm tüm o aşklardan çok daha farklısını gördüm İki Şehrin Hikayesin?de.

Aslında Charles Dickens kitabı yazarken muhtemelen, nedensiz yere 18 sene, dört yanı duvarlardan ziyade karanlık, çaresizlik ve acıyla çevrili bir yerde mahkûm tutulan Doktor Manette?in oradan kurtuluşuyla başlayıp Fransız Devrimi sırasında Fransa sokaklarında öldürülen zavallıların acıyla kavrulduktan sonra, öldürme yeteneği kazanan canavarlara dönüşümünü anlatmak amacındaydı. Kızı Lucie?nin sevgiyle, deyim yerindeyse babasını baştan yaratması sırasında hayatlarına giren insanların Londra ve Paris arasında cereyan eden olaylardaki rollerini almasıyla şekillenen hikâye de kişilerin ve olayların birbiriyle bağlantısı gerçekten harikulade.

Bay Lorry?nin kadim dostluğu, avukat Stryver?in kişiliği ya da hizmetçiden tutun da bankadaki kapı görevlisine kadar karakterlerin her biri incelikle işlenip hepsine başka başka özellikler kazandırılmış.

Dünya klasikleri arasına giren bu roman, ilk okuduğum yabancı roman olması bakımından önemliydi; çünkü daha önce uzak durduğum yabancı yazarlara karşı olan her şeyi tek başına yıkmaya yetti. Kitabı elimden bırakmaya zorlandığım ve elime almaya sabırsızlandığım zamanlarda bunu düşünmeye yeterince zamanım oldu doğrusu, o yüzden bu kadar net konuşuyorum.

Dediğim gibi içinde pek çok şey barındıran bu başyapıt, Charles Darnay ile Lucie Manette?in aşkı ve evliliği, bir kızın babasına olan şefkat ve sevgisi ile başarabilecekleri, Jarvis Lorry ile doktorun dostluğu, gündüzleri banka kapıcısı geceleri ise mezarlardaki en değerli şeyleri çalan Jerry, Defarge?ların meyhanesindeki devrimin hikayesi, giyotinin işleniş biçimi ve tabii ki benim en çok etkilendiğim kısmı olan Sydney Carton?ın gıpta edilecek ve eşine rastlanamayacak aşkı gibi her biri ayrı bir roman olabilecek kapasitedeki hikâyelerin bütünlüğüyle çok kısa zamanda elinizden çıkarıp kitaplığınızın baş köşelerinden birinde yer alacak bir roman olacağına eminim.

İki Şehrin Hikayesi

Charles Dickens

Çeviren: Göksel Zeybek

İlya Yayınevi