“Aradan geçen yıllar boyunca o gecenin acısı kemiklerime kazınmıştı. İliklerime işlemişti. Omuzlarıma çökmüştü. Ellerime bulaşmıştı. Aklanmaya ihtiyacım vardı. İkinci bir şansa. Suçumun sıcak suya atılmış tuz gibi eriyip gittiğini hayal ediyordum. Üzerimden kalktığını, tuhaf ve ürkütücü bir kuş gibi havalandığını hayal ediyordum.

Ancak hayal bile edemediğim şey, affedilmem için tek şansın bana bir tren kazasıyla ve iki gözü birbirinden farklı renkte, hamile bir kız aracılığıyla geleceğiydi. Ama fırsatlar genellikle karşınıza üstü kapalı halde çıkar. Artık bunu biliyorum.”

Bu satırlar, İki Nehir adlı, tek kelimeyle iç burkan bir romandan alıntı. Roman adını aldığı nehir kadar sürükleyici. Sayfalarını kuşatan hüzünlü ve insanı içsel bir sorgulamaya yönlendiren etkileyici bir anlatıma sahip.

Harper Montgemery, Vermont eyaletindeki Two Rivers kasabasında, on iki yaşındaki kızı Shelly ile yaşamaktadır. Kızını tek başına büyütmekte, her gün tren istasyonundaki işine gidip gelmektedir ve görünüşe göre rutin bir hayatı vardır. Bu rutin, bir tren kazasıyla tamamen değişir ve Harper’ı geçmişiyle yüzleşmeye zorlayan bir olaylar zincirini başlatır. Zira yıllarca etkisinden çıkamadığı ve kara gölgesi bugününe kadar uzanan, utanç verici bir sır yatmaktadır o geçmişte.

Roman boyunca, bu sır perdesini aralamaya çalışır okuyucu ve aynı zamanda Harper’ın geçmişine de şahitlik eder; çocukluğuna, ailesine, 60’lı yıllardaki gençliğine, özgürlük mücadelelerine ve büyük aşkına. Yazarın etkileyici anlatımıyla öyle bir girersiniz ki romanın içine, siz de tıpkı Harper gibi geçmişin o büyülü atmosferinden çıkmak istemez, orada tutunup kalmayı tercih edersiniz. Onu öyle sever, öyle anlarsınız ki karıştığı o utanç verici suçta dahi hükmünü bir anda veremezsiniz. Güzel geçmişini lekeleyen, “hayatının geri kalan her dakikasına bir hayalet gibi musallat olan” o bir anlık karar, onu gerçekten kötü bir adam mı yapmıştır acaba?

İki Nehir

T. Greenwood

Çeviren: Serkan Göktaş

April Yayıncılık