Zülfü Livaneli, bu son kitabında günümüzün en önemli problemlerinden biri olan IŞİD’i ve Ortadoğu’da yaşananları konu edinmiş. Okurken insanın huzurunu sorgulatan, insanlar bu kadar zulüm yaşarken ben ne yaptım dedirten bir roman. Elimle, dilimle düzeltemedim ama tüm kalbimle onlara bunu reva görenlere buğzettim. Kitabı okurken daha önce gazetelerde Ezidîlerle ilgili okuduklarım, televizyonda izlediklerimi hatırladım, üzerinden çok uzun bir süre de geçmemişti zaten. “...bazı acıları ölüm bile unutturamıyor, bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor”du. “Bütün Ortadoğu’nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadında sarhoş olur.”

Roman kahramanı İbrahim, aslen Mardinli olup İstanbul’da yaşayan bir gazetecidir. Toplantı esnasında üçüncü sayfa haberlerine konulacak bir yazı dikkatini çeker. Mardinli Hüseyin Yılmaz adlı birinin Amerika’da İslam düşmanı Haçlılar tarafından öldürüldüğünü öğrenir. Yaşı ve adını dikkate aldığında onun çocukluk arkadaşı Hüseyin olabileceğini düşünür, maalesef tahmini doğrudur. Mardin’e giderek arkadaşının ölümü hakkında birçok kişiyle konuşur. İyiliksever arkadaşı, Suriyelilerin bulunduğu kampa yardım maksadıyla gitmiş, burada kucağında gözleri görmeyen bebeğiyle oturan Meleknaz adlı kız ilgisini çekmiştir. Zengin bir ailenin kızıyla nişanlı olmasına, annesi ve kız kardeşinin itirazına rağmen onu bebeğiyle birlikte eve getirir. Hüseyin’in hayatı bundan sonra değişir ve merhametten maraz doğar, ölümüne kadar gider yardımseverliği. Ölürken son cümlesi “Ben bir insandım.” romanın ilerleyen bölümlerinde  bir Ezidî kızın da son sözü olarak karşımıza çıkar.

Kitapta Ezidi inançları, Suriye’deki iç savaş sonrası yaşananlar, Müslümanlık adına yapılan eziyetler detaylı bir şekilde anlatılmış.  Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, muhteris sözleri buradan türemiştir… Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.  Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

İbrahim’in, Hüseyin’in emaneti olarak gördüğü Meleknaz’a ulaşma çabası, kızın çektiklerini unutturmak istemesi romanın bundan sonraki bölümüdür. Meleknaz’a nihayet ulaşır ama önceleri konuşmaz kız. Gözleriyle “Merhamet zulmün merhemi olamaz.”demektedir.

Zülfü Livaneli’nin dili bu kitapta da oldukça akıcı, olaylar arasında bağlantılar iyi kurulmuş. Kahramanımız İbrahim’in ne sorduğunu görmeyiz ama Hüseyin’in ölümü, Meleknaz, Ezidiler hakkında birçok insanın cevaplarını duyarız. Böylece birinci kişi tarafından anlatılan roman sıradanlıktan çıkıp olaylar film tadında verilir. Romanı okurken birçok şeyi sorgularız:

*Savaşlar niçin çıkar?

*IŞİD Müslümanlık adına yaptığı zulümlerle dine ne kadar zarar verdiğinin farkında değil midir gerçekten?

*Batılı bir eğitim alan Doğu insanı hep arafta mı kalır?

*Asıl olan insanın kökenlerinin olduğu yerde sakin bir hayat sürmesi midir?

Roman, bizi huzursuz edip çağımızı, yaşananları sorgulatırken güncel olayların ve Mardin sokaklarının da arka plana dahil edildiği bir solukta okunan bir kitap ortaya çıkmış.

“...zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.”

Huzursuzluk

Zülfü Livaneli

Doğan Kitap