?Yolculukların ana nedeni, Akdeniz kıyılarını görmektir. Bütün dinler, bütün yasalar, tüm sanat dalları; kısaca bizi ilkel insanlardan üstün kılan neyimiz varsa, hepsi Akdeniz kıyılarında oluşmuştur.? Samuel Johnson

Homeros?un destanlarını bilirsiniz, Odysseia ve İlyada. Yıllar yılı zihnimizin kanallarından süzülmüş öykülerde, ölümlülerin savaşı ve kaprisli, işgüzar tanrıların hayatı iç içe anlatılır. Kanlı bir savaş meydanında, can pazarındaki faniler, bir yandan sürekli insanoğlunun gündelik işlerine burunlarını sokan, çocuk ruhlu tanrı ve tanrıçalarla uğraşmak zorunda kalmışlardır. Kulağa pek kötü gelen bu durum, bir bakıma insanların uğradığı haksızlıkların ve kötülüklerin açıklamasını yapmaktadır. Zeus, neden Pandora’yı hastalık, kötülük ve umut dolu bir kutuyla birlikte insanoğluna gönderdi?  Prometheus ateşi çaldığı için! Neden ekinler selden mahvoldu? Demeter’in adağını unuttuk! Bugün, planlarımıza gülüp geçen tek bir Tanrımız var ve işimize karışıp karışmadığını bilmiyoruz!

Amerikalı gazeteci Scott Huler, orta yaşın başı/gençliğinin sonunda, İlyada ve Odysseia destanlarının yazıldığı yerlerde gezme arzusunu gerçekleştirir. İstanbul, Çanakkale, Keşan’dan sonra Yunan adalarına geçip oradan Tunus, Malta, İtalya, Sardunya, Korsika’da Odysseus’un izini süren yazar, seferini Yunanistan’da noktalar. Seyahat anılarını, gördüklerini, yediği, içtiğini destanla kaynaştırarak, bugünle kıyaslayarak paylaşır okurla.

Savaşın nedenini hatırlatmama gerek var mı? Dünyanın ilk güzellik yarışmasına hakem tayin edilen Truva Prensi Paris, Afrodit’ten, dünyanın en güzel ölümlü kadını Helen’in kalbini kazanacağı sözü almıştı. Bu cazip rüşvete yenik düşen Paris, Athena ve Hera’nın gazabını üstüne çekme pahasına Afrodit’i en güzel seçti. “Paris’in Yargısı” olarak tescil edilen bu durum, eğer yarışma yapılmasaydı “Erkek Yargısı” diye bilinecekti şüphesiz!

Menelaos’un karısı Helen’i kaçırıp, 10 yıl sürecek kanlı savaşın müsebbibi olan bencil âşık Paris, ?Sevmek, insanın kendisini tercih etmemesidir? sözünü duymadığı için bütün cezayı sevdiklerine ödetmiştir. ?Şimdiye kadar toprak için, güç için ve hatta sırf zafer duygusunu hissetmek için savaştım. Aşk için savaşmak, bunlardan daha erdemli? diyen babası Truva Kralı, dünya ticaret yollarına ve zengin topraklara gözlerini dikmiş Akaların Helen’i bahane olarak kullandıklarını fark etmemişti herhalde!

Akaların, Truva savaşını kazanmalarını lig şampiyonluğunu almaya benzetebiliriz. Ancak fair play ödülünü hak etmediler; hem Truva atı şikesi, hem de şampiyonluğu holiganca kutlamaları yüzünden. Truva?yı yakıp yıkmaları, yaşlı, genç, çocuk demeden kılıçtan geçirmeleri yetmezmiş gibi, bir de zafer sarhoşluğuyla Tanrılara kafa tuttular. Ancak yanlarına kaldı sanmayın! Federasyon konumundaki Athena, Aka taraftarı olmasına rağmen, ülkelerine dönüş yollarında başlarına öyle dertler sardı ki daha 10 yıl boyunca yollarda süründüler. Buradan alınacak bir ders var: Ne kadar yüksek bir komutan, iş adamı, politikacı olursan ol, Tanrılar yanında değilse başarısız olursun!

Dolaşmaktan yorgun düşmüş, evini özlemiş Odysseus ve yazarımız bir gerçeği deneyerek öğrenmişlerdir: Yolculuğun nereden başlayacağını belirleyebiliriz ama nerede, nasıl sonuçlanacağı, nelerle karşılaşacağımız sürprizdir. Evinin huzuru ve gezgin ruhunun ihtirasları arasında gel-gitler yaşayan yazarımız, şöyle bir yargıya varır: ?Bütün savaşları, bütün yolculukları, insanın kanını kaynatıp sonra yatıştıran tüm olayları erkekler çıkarıyor. Çünkü biz erkekler, çocuk doğuramıyoruz. Doğum sırasında kadınlar aynı anda yaşam ve ölümle karşı karşıya geliyor, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide duruyorlar. Karınızın doğum yaparken yaşadıklarıyla kıyaslanınca, sizin bütün yaptıklarınız önemsizleşiyor. Bence erkeklerin göze aldığı tüm girişimler, bizim de bir şeylerin parçası olduğunu hissetmek istememizden?.

Kendi çağı için, trafikte radara yakalanmak gibi bir arkadaşa anlatmaya bile değmeyecek kadar sıradan olan bu maceraları, Homeros nasıl bu kadar uzun anlatmış, binlerce yıl insanoğluna ilham vermiş, meşgul etmiş? Naçizane görüşüm: Efsanelerde yaşanan bütün olaylar, dar boğazlar, tüm kadın ve erkeklere uyan genel bir modeldir. Yaşamda kendi yerimizi saptadıktan sonra destandan süzdüğümüz genel insanlık formülünün yardımıyla, bizi sınırlayan, engel olan duvarları aşmaya çalışmalıyız. Bizim devlerimiz, canavarlarımız nerede, kimler, ideallerimiz nedir? Bu soruların yanıtına göre çizeceğimiz haritaları takip etmeli ve verdiğimiz kararların doğruluğunu sorgulamadan, ancak hatalardan ders alarak daima ileriye bakmalıyız.

İthaka?yı yoksul bulsan da, kandırıldığını hissetme.

Şimdi, öyle bilgeleştin ki, öyle deneyimlisin ki,

Biliyorsun artık anlamını İthaka?ların

Hiçkimsenin Ülkeleri

Scott Huler

Çeviren: Fatoş Gaye Atay

Arkadaş Yayınevi