Sabah işe gidiyorum, henüz burada değilim. Gecenin rüyalı karanlığında yüzüyorum. Birileri hep yürüyor, koşuyor. Hüzünlü, şaşkın, bezgin ya da enerjik… Birinin peşine takılıp başının üstündeki balonu takip edebilsem. Yanındakiyle konuşurken, dinliyormuş gibi yaparken sorguladıklarını görebilsem. Kendi filmimi çeksem, her karede başka bir görüntünün peşine takılabilsem. Başka bir hayatın izini sürebilsem.

Bazen de kendimin peşinden giderim, yüklediğim anlamlara yeni anlamlar yüklerim. İnsanlara hikâyeler yazarım anlık, kendime hikâyeler yazarım.

Barış Bıçakçı’yla karşılaşınca şaşırmadım. Benim düşlediğim bu anları yazmayı başardığı için sevindim. Her kitabında hem ortak hem de farklı hisler yumağı çözülüyor;  öykülerinde, romanlarında… Romanları uzun öykü gibi. Çabuk bitmesi üzüyor beni. Hepsini okudum, Herkes Herkesle Dostmuş Gibi… sona kaldı. Kaçındım uzun süre okumaktan. Barış’sız kalmaktan korktum. Son üç sayfa kaldı. Bitirmekten kaçarken bu satırlara sığındım.

Ankara sokaklarında dolaşıyor, sanki gözüne takılan birini anlatıyor. Aslında kendini anlattırıyor ona. Tam anlamaya başladığımı sanarken oradan geçen bir başkasına yöneliyor. Şimdi onun düşüncelerinde, kaygılarındayım. Alışırken anın diğer karesine geçiyoruz birlikte. Bambaşka birinin yaşamındayız, onunla yürüyoruz, duruyoruz, kokluyoruz.

Bir Güvenpark’tayız, bir Sakarya’da. Hamamönü’ne çıkıyoruz, Ulucanlar’a dönüyoruz. Eski Gima’nın rafları arasındayız, Karanfil Sokak’ta nefes nefeseyiz.

Barış nereden biliyor bu kadar insanı, nasıl anlıyor ki böyle anlatabiliyor? Kim bu Barış? Cevapsız soru. Bana gösteriyor bu sorunun cevapsızlığını. Bilemeyeceğimi, tanımakla bitiremeyeceğimi hatırlatıyor.

Hem basitiz hem de karmaşık. İnsan mıyız sadece? Sade, bir tek olabilir miyiz?

Herkes herkesle dost olabilir mi? Biri biriyle peki? Barış sorduruyor tüm bu soruları bana ve onlara. Kendine de soruyor, duyabiliyorum.
Yazarak anlatmanın gücünü gösteriyor. Bir kendime, bir anlatılana döndürüyor beni. Aynada onu görüyorum bir an, bir an kendimi. Yüzleşiyoruz birbirimizle, kendimizle. Kendimize benzeyen başkasıyla. Benzetiyoruz benzemeyeni de. Herkes, herkesle benzer mi? Herkes, herkesten farklı mı yoksa?

Hepimiz yalnız mıyız? Yalnız ve kalabalık? Fal bakar gibi, gözümü kapatıp açıyorum bir sayfayı; 60. sayfa çıkıyor. Gözüme çarpan ilk cümleleri okuyorum:
“Bütün kokular ve bütün sevgili anlar bir gün geri dönecek. ‘Biz geldik!’ diyecekler, ‘Bundan sonra seni hiç yalnız bırakmayacağız. Bizi hatırladıkça yapayalnız kalıyordun. Artık korkma, geldik işte, seninle birlikteyiz.'”

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi

Barış Bıçakçı

İletişim Yayınları