Hasan Ali Toptaş’ın kaleminden çıkmış bir haritanın üzerinde ellerim. Gözlerim bağlı, ellerimle buluyorum yolumu. Sınırlardaki kabarık çizgileri hissediyorum nasırlaşmış parmak uçlarımda. Uzun uzun gezidiriyorum parmaklarımı bu engelebeli çizgilerde. Tek bir hatta kesilmiyor  bu sınırlar, bazen tüm elimi kaplayacak yükseklikler var, bazen iki elimin altı oyuk ve tepe kaynıyor. Kimi zaman kanatıyor sivri tepeler ellerimi, kimi zaman pamuk kaplanmış yumurta tepelerde dinlendiriyorum parmak uçlarımda atan kalbimi. Yoruluyor parmaklarım tanımadığım topraklarda eski eşyalarımı bulmaktan, yitip giden hayatlara dahil olmaya çalışmaktan, bir nefeslik ömür katamadan başka hayatlara beklemekten, sadece üzülmekten, sadece sevinmekten, sadece seyretmekten… Kayıp gitti göz bandım gözlerimden harflerden haritamla başbaşa kaldım yine.

“… gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir.”

Bir sisin içinde yarı uyanık uyuyor da olabilirim, uyandım sanıp rüya görüyor da. Gerçeği ilmek ilmek işlemek mi lazım illa?  Böylesi de makbul yaşanacak huzurlu hayat için kavrulan dimağlara.

“Gelecek geçmişim bok yemesinden başka bir şey değildir.” Peki eyvallah, ama ben yine de ceketimi atıp omzuma, bok yiyen geçmişime belki tekrar uğrarım umuduyla, geleceğime doğru ufaktan kıvrılılayım.

Heba

Hasan Ali Toptaş

İletişim Yayınları