New York şehrinin üç farklı dönemini, üç farklı hikâye ile anlatıyor Hayalet Şehir.

Hikâyelerin birinde Amerika ile İngiltere’nin savaştığı , ?Darağacı’nın kurulduğu yıl? denilen zamanda, savaşa giden babasının ölümü sonrası annesi ve iki kardeşi ile harp içindeki New York şehrinde yaşadıkları korku dolu günlerin yoksulluğu, çaresizliği bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Savaşta Amerika askerlerine casusluk yapan annesinin idamının vicdan azabı ve suçluluk duygusunu ömrü boyunca içinde taşıyan bu çocuğun büyüyüp New York’u esir alan salgın bir hastalıktan ölmek üzere olduğu son dakikalarına kadar devam ediyor.

İkinci ve beni en çok etkileyen hikâye ise Amerika’nın 19. yüzyıl New York’unda geçiyor. Çok zengin bir tüccarın üç kızdan sonra dünyaya gelen oğlunun hayallerindeki erkek evlada benzememesinden ve dünyaya gelirken annesinin ölümüne neden olmasından ötürü hep sert ve acımazsızca davranan bu adamın, oğlunun hayatını nasıl mahvettiğinin hikâyesidir. Julius adındaki gencin, New York’un en zenginiyken babası ve eniştesinin oyunu yüzünden sevgilisini kaybetmesi üzerine tımarhaneye yatması ve yıllarını orada tüketmesi sonucu ailenin yavaş yavaş çöküşü anlatılır.

Üçüncü hikâyede de, hepimizin geçtiğimiz yıllarda şahit olduğu bir dönemi ele alıyor. 11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi?ne yapılan bir saldırı sonucu sevgilisini kaybeden bir fahişenin, içinde taşıdığı pişmanlıklarla boğuşup psikolojisinin bozukluğunu yeni sevgilisiyle paylaşmaya çalışmasını, yeni sevgilinin psikoloğunun gözünden anlatılıyor.

Hayalet Şehir

Patrick Mcgrath

Çeviren: Lale Akalın

Can Yayınları