Canan Tan deyince benim aklıma ilk olarak Piraye gelir, iki kez okuduğum o efsane aşk. Daha sonra da En Son Yürekler Ölür ile o hüzünlü sevda öyküsü…

Modern zamanın farklı coğrafyalarındaki aşkları anlatan Tan, Hasret’le bu kez bizi Kurtuluş Savaşı zamanlarına götürüyor. Savaş yorgunu bir ülkenin, yine savaş yorgunu küçük bir ilçesinde geçiyor hikâye. Azınlıklıklarla beraber huzurlu bir hayatın yaşandığı Kırşehir’in Keskin ilçesinde köklü ailelerden birinin en küçük oğlu olan Tacettin, devlet dairesinde çalışan namuslu bir gençtir. Babasının iki eşinden olan diğer dokuz kardeşi evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış; ailede evlenmemiş bir tek Tacettin kalmıştır. Gayrimüslim Rum ve Ermenilerle barış dolu bir hayatın hüküm sürdüğü Keskin’de Tacettin’in de en yakın arkadaşları Aris ve Artin adında iki gayrimüslim gençtir. Tacettin, sürekli gittikleri meyhanenin işletmecisinin kızı Patricia’ya âşık olur, dahası onunla birlikte olup bir de çocuk sahibi olur. Ancak ailesi özellikle de annesi gayrimüslim biri ile evlenmesine karşı çıkar. Tam da o dönemde mübadele yasası çıkar ve Patricia annesi ve oğluyla birlikte Yunanistan’a göçmek zorunda kalır. Bundan sonrası hem Tacettin için hem de Patricia için sona ermeyecek bir hasretin başlangıcı olur.

Kurtuluş Savaşı sonrası ülkenin yaşadıklarıyla, azınlıkların çektiği eziyetleri; yıkılan yuvaları, dağılan ocakları, geride bırakılan evleri, arkadaşlıkları, aşkları anlatan hüzünlü bir roman. Canan Tan sevenler ellerinden bırakmadan kısa sürede okuyacaklardır eminim.

Hasret

Canan Tan

Doğan Kitap