?Ama bu, arada sırada kendi kendinize, ?Yaşamımı nasıl berbat ettim,? diye düşündüğünüz zamanlar  -son derece umutsuz zamanlar- olmuyor anlamına gelmez elbette. İşte o zaman yaşamış olabileceğiniz farklı bir yaşamı, daha güzel bir yaşamı düşünmeye başlıyorsunuz.?

İkinci Dünya Savaşı?yla değişen dünyada, savaş öncesi ve savaş sonrası İngiltere?sinden uzun soluklu bir kesit sunan, Booker ödüllü Günden Kalanlar, yukarıdaki hüzünlü cümleyle final diyaloglarından birini kapatıyor. Kitap, henüz burjuvaziye teslim olmamış, aristokrasinin hüküm sürdüğü İngiliz kırsalında hizmetli olarak ömrünü geçiren uşak Stevens?in yitip giden hayatını anlatıyor. Bireyin yüceltildiği son yarım yüzyılın değer yargılarıyla bakıldığında, kabul edilmesi mümkün olmayan mutlak adanmışlık durumu, iyi hizmetkâr olmanın ilk ve ana şartı olarak dile getiriliyor. Biat etmek, suskun kalmak, insani ihtiyaçlardan feragat etmek pahasına hizmet sunmak,  başkası tarafından onaylanmayı yaşamın merkezine koymak gibi feodal düzen artığı kavramlar, baş uşak Stevens?in zihin dilinden vakur hizmetkârlığın gerekleri olarak aktarılıyor.

Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo İşiguro, bu ustalık işi romanında, doğduğu kültüre benzeşik olan yirminci yüzyıl öncesinden kalma İngiliz sosyal yapısını ve yaşam felsefesini -keskin sınıfsal ayrımlar, efendiye biat etme, yaşamın ve dolayısıyla düzenin zorluklarına sessizce boyun eğme- okura tarafsız bir gözle aktarıyor.

Metni eşit olmayan iki bölüme ayıran olay, Stevens?in hizmetkârlık görevini yerine getirdiği malikânenin sahibinin ölümü oluyor. Yaşamının tek amacı, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, mükemmel hizmetkârlık mertebesine ulaşmak olan yaşlı uşak, efendisinin kaybıyla yönü ve nihai hedefi belirsiz hayatının, hiçlikler ile tüketilmiş acınası büyük bir boşluk olduğunu kavrıyor. Vaktiyle birlikte çalışmış ve romantik hisler beslemiş olduğu eski iş arkadaşını ziyaret etmek üzere, mesafe olarak kısa fakat içsel olarak uzun ve derin bir yolculuğa çıkıyor. İçinde ömrünün geri kalanına anlam katacak bir şeyleri bulma ümidi ile geçmişin muhasebesini yaparak, bir zamanlar sevdiği fakat sevgisini dile getirmediği kadınla ve aslında kendi benliğiyle yüzleşiyor. Bugünün ve geleceğin geçmişten itibaren inşa edilebileceğini, şu anda yaşam yanlış mecrada akıyorsa bu durumun, ?geçmişin değiştirilemez olduğu gerçeği? nedeniyle kaçınılmaz olduğunu idrak ettiğinde, elinde boşa geçmiş upuzun bir hayat ile geleceği olmaksızın kalakalıyor.

?Rahatsız etmek istemezdim Stevens,? dedi. ?Ama zahmet olmazsa gidip biraz daha konyak getirebilir misin bana? Az önce getirdiğin şişe bitti sayılır.?

?İstediğiniz kadar içecek alabilirsiniz efendim. Ama bitirmeniz gereken bir makaleniz olduğu göz önüne alınırsa daha fazla içmenin akıllıca olacağından kuşkuluyum.?

Yukarıdaki diyalog ve benzerlerini içeren kitabın orijinal dili olan İngilizcenin kimi yaşayan ve ölü lisanlarda olduğu gibi -Farsça, Latince, Osmanlıca- belagate eğilimli rafine bir nezaket taşıması, Türkçenin dolaysız anlatımıyla karşılaştırıldığında kulağımıza tanıdık olmayan hoş bir tını bırakıyor ve kitap Çehovvari bir nasihat misyonuyla, bize hayatımızı ziyan etmememiz gerektiği uyarısını rahatsız etmeden veriyor.

Günden Kalanlar

Kazuo İşiguro

Çeviren: Şebnem Susam

Turkuvaz Kitap