Popüler edebiyat adına sadık biçimde takip ettiğim çok az yazar var. Bunlardan yerli olanlar, maalesef çok sık eser ortaya koymuyor. Örneğin bir Alper Canıgüz okumak için 5, Murat Menteş okumak için 4 sene bekliyoruz. Geriye kalıyor iki yabancı yazar; Dan Brown ve Jean-Cristophe Grange. Dan Brown da ketumlukta meydanı kimseye bırakmıyor gerçi, ama bu defa ikisini arka arkaya okuma fırsatı çıktı karşımıza.

İkisi de birbirinden “kitsch”, adı üstünde yaz kitabı… Amaçları sadece eğlendirmek, güzel bir kaç gün geçirttirmek. Fazla büyütmemek, hayatın anlamını falan aramamak lazım.

Önce Dan Brown’dan başladım; çok övülen ve bir kısmı İstanbul’da geçtiği için yer-gök oynayan Cehennem. Dan Brown’un kitaplarında iki zirve noktası var; birincisi yazın başarısı konusunda İhanet Noktası, diğeri ise pazarlama noktasında Da Vinci ŞifresiMelekler ve Şeytanlar, Da Vinci Şifresi‘nin başarısız bir öncüsüydü. Kayıp Sembol, ondan da başarısız bir ardıl… İnferno ise artık sadece “satmak” için yazdığının bariz bir ispatı olmuş.

Tempo, kitabın başından beri hep aynı, hiç artmıyor, insanı heyecanlandırmıyor. Da Vinci’nin Şifresi‘ndeki şaşırtan, bilgilendiren, meraklandıran gizemler, bulmacalar yok. Basit bir kaçmaca-kovalamaca… Üstelik dikkat edin, metinler sürekli bir görsel üzerine kurulmuş. Yani aslında okuduğumuz bir senaryo… Melekler ve Şeytanlar‘dan sonra Dan Brown baktı ki senaristler metnin içine ediyor, “Bari ben doğrudan senaryo olarak yazayım, kimse uğraşmasın.” dedi. Da Vinci Şifresi de, Kayıp Sembol de böyle yazılmıştı, Cehennem‘de daha çok hissediliyor bu. Eğer Botticelli’nin tablosunu ezbere bilmiyorsanız ya da bir baskısı elinizin altında yoksa çoğu yerde, hayalgücünüz bile size yardımcı olamayacak…

Sözün özü, ben beğenmedim. Heyecanlandığıma bile değmedi. Ancak beklentimi yüksek tuttuğum için de kendime kızdım.

Gelelim Grange’a… Zirve yapıp sonra alaşağı düşen yazarların bayrak sallayanıdır bu Fransız. Koloni, Ölü Ruhlar Ormanı, Sisle Gelen Yolcu; hisse senedi grafiği gibi aşağı doğru çakılır. Kaiken ile tüy dikmiş, daha ne kadar düşebilir merak ettiriyor insana.

Başından itibaren üçte ikisini boşa okuyorsunuz, zira bu kısımda size anlattığı sonu belli, katili belli, kahramanı belli, hatta nedeni bile belli bir cinayet kovalamacası… Okuyorsunuz, bitiyor. “Eee, ne oldu şimdi?” dediğinizde, yazar kendince sizi şaşırtmak için “asıl” konuya giriyor ve saçma sapan bir finalle, hızlı bir şekilde kitabı sonlandırıyor.

Benim en galiz küfürleri arka arkaya sallamama yeter de artar bile.

Ne var ki Grange’ın tek iyi yönü, okurken insanı yormaması, sıkmaması. Hatta bölümleri en civcivli yerlerinde kesip insanı merakta bırakan, bir an önce sonraki bölüme geçmeye teşvik eden bir dili var. Bunun yüzü suyu hürmetine katlanılabilir. En azından vakit geçti…

Biz en iyisi kimselerin bilip-sevmediği yazarlara geri dönelim.

Cehennem / Dan Brown / Çeviren: Petek Demir, İpek Demir / Altın Kitaplar Yayınevi

Kaiken / Cristophe Grange / Çeviren: Tankut Gökçe / Doğan Kitap