Ölüm yaşamınızın tam ortasına yerleştiyse önünüzde onun getirdikleriyle baş etmek için çok seçenek olmuyor. İnsan genelde iki seçenek arasında gidip geliyor bana kalırsa. Ya giderek ketumlaşıp ıssızlaşıyor ya da dalgacı bir ruh haline bürünüyor. Ölümle yenişebilmek için bu ikinci seçenek zorunlu bir direniş pratiği haline geliyor sanki. Dalgacılıktan kastım mizahi bir yaşam üslubu üretmek. Hani Ahmet soruyor ya “insan zulüm altında bile neden bu kadar şen?” (s. 64) diye, gerçeğin mizahı yapılınca ölümün iktidarına karşı koymak ve yaşayabilmek mümkün oluyor – özellikle iktidarlarca övülen ölümün bir norm olarak her şeye nüfuz ettiği bir ülkede. Aksi halde başka bir yaşamı mümkün kılma hayali de solardı.

Gizli Sevenler Cemiyeti’nin omurgasını gerçekle gerçekdışı ya da gerçeküstünün oynaşmasından yaratılan mizahi bir öykü dili oluşturuyor. Önce annesini ve babasını, sonra babaannesini ve dedesini kaybetmiş bir çocuğun yaşama tutunmasını hüzünle karışık kahkahayla okuyamazdım yoksa. Hem olaylar hem de karakterler ölüme, normale, gerçeğe, yoksulluğa direnişin birer simgesi gibi geliyor bana. Yaşananlar karşısında verilen tepkileri de gözüm bir yerden ısırıyor. Bu tanıdık olma hali kitaba daha çok yakınlaştırıyor beni:

“Kriz bizim evin göbek adıydı galiba. Geliyorum, hep buradayım canlarım beni sakın unutmayın, geldim yahu falan der ve eski çatının yağmuru buyur etmesi gibi, salonumuzun ortasına damlayıverirdi.” (s. 20)

Direnişçi dede ve hem güçlü hem özgür babaanne karakterleri çok şahane ama benim en sevdiğim karakter Arap Hatçam Teyze. Babaanne evden kaçınca “Dua edeyim yine ama aklı varsa eve dönmez. Bir sürü taze var dışarıda” (s. 26) demesiyle hem gerçekçi hem eğlenceli, belki biraz da cinsel özgürlükçü biri olduğunun işaretlerini veriyor. Altıncı hissi de kuvvetli. Daha ne olsun! Önünde saygıyla eğilmeyi hak ediyor böylece. İnsan Kendine de İyi Gelir kitabında Arap Hatçam Teyze’nin maceraları defalarca okunası.

Kitaptaki her öykünün incelikli dilinden nasiplenmek gerekiyor, ancak benim en çok sevdiğim öykü “Yürüyün Anacım” oldu. Yazdığını kendine saklamakla birileriyle paylaşmak arasında gidip gelen bünyelere sorumluluklarını hatırlatması bakımından birebir: “Yazı da bir canlıdır. Hamisi, banisi ve velisi vardır onun da. Dünyaya getirenin mesuliyetleri vardır. Cami avlusuna bırakamazsın öyle. Yazdım, kalsın orada, diyemezsin.” (s. 139)

Son söz yerine: Gerçeğe, zulme, ölüme tahammül edebilmek ve nanik yapabilmek için okuyun ve okutturun anacım!

Gizli Sevenler Cemiyeti

Ahmet Büke

ON8 Kitap