Bu kadar tanıdık olması çok mu tuhaf bu öykülerin? Kahramanlarından biri de ben olabilir miyim? Çiğdem, Elif, Tuğçe… Onlar da arkadaşlarım gibiler sanki.  Abartıyor muyum yoksa?

Gecenin üçünde, bir kitabın satırlarına kapılmış, eğlenceli bir yolculuk yapıyorum. Cümleler birbirini doğuruyor sanki. Ve telaşsız, usul usul yapıyorlar bunu. Bense heyecanla bir öyküden diğerine koşturuyorum. Derdimi, tasamı oraya buraya saçıyorum koştururken. Olsun, sesleri takip etmek bana garip bir huzur veriyor. Devam etmeliyim. On kadına konuk olacağım bu gece. İşim kolay değil. Onların yaşamlarını kendi seslerinden dinleyeceğim.

Önce Zeynep misafir edecek beni çalıştığı yerde, sorumlu müdür, aşk ve yalnızlık olacak konumuz. Sonra Elif, terk etmenin dayanılmaz ağırlığını anlatacak; Mercan, Selman?la yaşadığı mütevazı hayatı -ileride bir bebeyle taçlanacak-; Yeliz, ?yalnız ama gururlu bir genç kız? olmayı. Tuğçe?nin de derdi aynı aslında: yalnızlık. Sibel?le, ?namus? kavramına şöyle bir değineceğiz. Fidan, Esme Hanım, Bahar, Çiğdem… Onlar da yaşamlarının kapısını aralayıp kucağıma döküverecekler hislerini.

Güleceğim, ağlayacağım, kucaklaşıp ayrılacağız sonra, derdimizi paylaşmanın huzuruyla. Yeni birer dost bulmanın sevinciyle… Kendimizle hesaplaşmanın cesaretiyle baş başa kalacağız, sonunda. Ama dertleri aynı olan diğer kadınların varlığı, bize mücadele gücü de verecek.

Sesleri takip ederken on öykü, onlarca düşüncenin tohumunu ekerek zihnime, bitiveriyor. On öykü o tohumlara can suyu veriyor, filizlenmesi için daha fazla Seray Şahiner kitabı gerekiyor.

Gelin Başı

Seray Şahiner

Can Yayınları