Marquez üzerine yazmak? Kolombiya?da doğan yazar, ilk gençlik yıllarımdan bu yana zaman zaman içimi ve kelimelerimi toparlamama yoldaşlık etti? Hep vardı, bitmesine üzüldüğüm kitapların sahibi, karamsar değil gerçekçi, kitap okumanın yanında, onun yazdıkları seyredilebilir (film) gibi, durum ve zaman sanki hep bildiğimiz tanık olduğumuz gibi. Kendisine gazeteci, yazar diyor. Gazeteciliğin verdiği bilgi ona hikâyeleri gerçek bir zeminde birleştirmeyi, çocukluğu boyunca birlikte yaşadığı büyükannesi, büyükbabası ve teyzeleri sayesinde masalsı anlatımı gelişti. İnanılmaz ve doğaüstü şeyleri oldukça sıradanmışçasına anlatan bu kadınlar onun hazineleriydi. Tüm romanlarını bu tarzda yani ?büyülü gerçeklikle? yazdı. 1928?de doğdu ve 1982?de Nobel Edebiyat Ödülü?nü aldı. Cambio adlı batmak üzere olan bir dergiyi satın aldı. Bu dergide haberci olarak çalıştı. Dergiyi alma sebebini “Nobel ödülü aldıktan sonra çok para isterim diye kimse beni işe almak istemiyordu. Neyse, dergi aldım da bu dertten kurtuldum.” sözleri ile açıklamıştır.

Roman
Aşk ve Öbür Cinler, 1994
Başkan Babamızın Sonbaharı, 1975
Benim Hüzünlü Orospularım, 2004
Kırmızı Pazartesi, 1981
Kolera Günlerinde Aşk, 1985
Labirentindeki General, 1989
Şili’de Gizlice, 1986
Bir Kaçırılma Öyküsü, 1996
Yüzyıllık Yalnızlık, 1967
Şer Saati, 1962

Öykü
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, 1961
Bir Kayıp Denizci, 1955
Hanım Ana’nın Cenaze Töreni,  1962
On İki Gezici Öykü, 1992
Yaprak Fırtınası, 1955
İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü,  1972
Sevgiden Öte Sürekli Ölüm

Anı
Anlatmak İçin Yaşamak, 2002 (Vivir Para Contarla)

Aşk ve Öbür Cinler

1994 yılında dünyanın hiçbir başka ülkesinde yayımlanmadan Türkçeye İnci Kut tarafından çevrilmiş. Gabriel Garcia Marquez bu romanı 45 yıl önce günlük bir gazetede muhabirken tanık olduğu bir olayla, büyükannesinin çocukken ona anlattığı bir öyküyü birleştirerek yazmış. ?Ustabaşı, en ufak bir şaşkınlığa kapılmadan, insan saçının ölümden sonra da ayda bir santim uzadığını anlattı bana; yirmi iki metre de, iki yüz yıllık bir süre için iyi bir ortalama gibi görünmüştü ona. Oysa bana hiç de bu kadar olağan gelmemişti bu olay, çünkü çocukluğumda büyükannem, saçları arkasında bir gelin duvağı gibi yerlerde sürünen ve bir köpek ısırması sonucu kuduzdan ölerek, gerçekleştirdiği pek çok mucize nedeniyle Karayip halkları arasında yüceltilen, on iki yaşında küçük bir markizin efsanesini anlatırdı bana. İşte o mezarın onunki olabileceği düşüncesi, gazeteye o gün yazdığım haberi ve bu kitabın kökenini oluşturdu.?

Sınıfsal farklılıkların şehirlerde sokaklara kadar ayrıldığı, bilginin körelmiş din adamları tarafından ve Engizisyon tarafından uygulandığı, bilim adamlarının korkutucu bir güç olarak görüldüğü ve yok edildiği bir zaman diliminde karmaşık bir aile ve sevgi anlayışıyla başlıyor. Tam da on ikinci yaş günü için alış veriş yaparlarken girmemesi gereken bir sokakta Casalduero markizinin tek kızı Sierve Maria de Todos Los Angeles?i bir köpek ısırıyor. Böyle başlıyor ama ailesinin, kölelerin, yaşam biçimlerinin ince ince bir oya gibi işlendiği ve emin olun hepsini hayal edebileceğimiz hatta okurken seyredebileceğimiz bir üslup ve imgelerle anlatıyor, gözler önüne seriyor. Aşk, vazgeçme, inanç, değişim gibi kavramları romanın kahramaları sayfalar arasında bizlere anlatıyor.

?Oturdukları ev, Divina Pastora kadınlar tımarhanesine bitişikti. Müziğin ve fişeklerin sesinden heyecana kapılan hastalar, portakal bahçesine bakan terasın kenarından sarkmışlar, her bir patlayışı alkışlarla kutluyorlardı. Marki, bağıra bağıra, şenliğin nerede olduğunu sordu; onlar da markiyi meraktan kurtardılar: o gün, piskopos Aziz Ambrosio?nun günü olan 7 Aralıktı ve Sierva Maria’nın onuruna çalınan müzikle patlatılan fişeklerin sesi, kölelerin avlusundan geliyordu. Marki elini alnına vurdu.

?Öyle ya? dedi. ?Kaç yaşını bitiriyor??

?On ikisini? diye yanıtladı. Benarda.

?Yalnızca on iki mi?? diye sordu Marki ve yeniden hamağına uzandı.

?Hayat ne kadar yavaş geçiyor!?

Benim Hüzünlü Orospularım

“Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle
çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. Aklıma
Rosa Cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline bir
yenilik geçtiğinde hatırlı müşterilerine haber veren
kadın. Daha önce öyle şeylere ya da onun baştan çıkarıcı
müstehcen önerilerinin hiçbirine asla kapılmamıştım ama
benim ilke sahibi biri olduğuma hiç inanmazdı o. Ahlâk
da bir zaman sorunudur, derdi, yüzünde hınzır bir
gülümsemeyle, görürsün bak…?

Bazı şeyler beklenilen yaşlarda yaşanır? Beklenti bu yöndedir, öyle olmaz ise şaşırtır, tökezletir.

?Fersahlarca öteden fark edilen biriyim: çirkinim, çekingenim, çağdışıyım. Böyle olmak istemediğim için tam tersiymişim gibi davrandım hep. Sırf vicdanımı rahatlatmak için de olsa, kendi özgür irademle anlatmaya karar verdiğim bugüne kadar da hep öyle olmuştur? Geçip giden yıllara alışıldık ağıt biçiminde değil, tam tersi olmasını aklıma koymuştum: yaşlılığa övgü olacaktı bu yazı. Yaşlandığımın bilincine ne zaman vardığımı kendime sormakla başladım işe, sanırım o gümlerden çok kısa bir süre önce olmuştu bu. Kırk iki yaşındayken bir gün sırtımda soluk almamı zorlaştıran bir ağrıyla doktora gitmiştim. Adam bunu hiç önemsemedi  ?Sizin yaşınızda bu ağrı çok doğaldır.?dedi.?Öyleyse,?dedim,?doğal olmayan benim yaşım.?

Her şey doğum günü öncesi hiç yapmadığı bir şeyi yapmaya karar veren, kurallarını bozan, doksanıncı yaşını görebileceğini sanmayan bir köşe yazarı bir dilekte bulunur ve kendinin de tahmin etmediği bir aşk başlar. Yaşlılık, hayattan alacaklarını beklemek için geç bir zamandır oysa? Ve beklenmeden gelen bir umuttur. Yaşlılık üzerine bir güzelleme?

Sevgiler?

Aşk ve Öbür Cinler, Benim Hüzünlü Orospularım

Gabriel Garcia Marquez

Çeviren: İnci Kut

Can Yayınları