Feneryolu Cinayetleri, yepyeni bir polisiye roman. Kitabı seçerken, görüşlerini önemsediğim Sevin Okyay’ın şu sözleri beni cezbetti:

“Gencoy Sümer’in Feneryolu Cinayetleri, Ülkü Lokantası’nın sahibi Kerim Ülkü’nün aldığı bir mektupla başlıyor. Yıl 1982, bir mart sabahı hava buz gibi. Mektubu Müzeyyen Sermet Hanım, ablası Maksude Sermet’in ricası üzerine yazmış. Ablasının yalnızca Kerim Bey’e açıklayabileceği bir sırrı varmış. Kerim Ülkü bu sırrın, intihar ettiği sanıldığı halde öldürülen biriyle ilgili olduğunu hatırlıyor. Ancak, kardeşlerin Feneryolu’ndaki evine gidince, Maksude Hanım’ın iki gün önce öldüğünü öğreniyor. Geriye kanıt olarak bir aşk romanı kalmış. ‘Feneryolu Cinayetleri’ kahramanlarıyla, edasıyla, mekânlarıyla bana biraz Osmanlı polisiyelerini hatırlattı. Sermetler’in köşklerinin semti Feneryolu, iki yanı ağaçlı yolları, eski köşkleri, bakımlı bahçeleriyle Kadıköy yakasının yıllar önceki halinin bir tablosu sanki. Her bölüm farklı bir kişi tarafından anlatılıyor. Maktul ise, çok güzel bir kadın: Piraye Arsan. Olayları onun hayatına girmiş insanlardan, kendi yorumlarıyla dinliyoruz. Sonunda gözümüzün önünde bütün esrarıyla başka bir devir açılıyor sanki.”

Merakla okumaya başladım. Anlatıcı Faruk Arman polisiye roman yazarı. Ünlü dedektif Kerim Ülkü ile birlikte Piraye’yi kimin öldürdüğünü araştırırken pek çok insanla konuşuyorlar. Her birinin anlattıkları kendi ağızlarından aktarılıyor. Sabırsız bir okur olduğum için bu kadar insanın ifadesini okumak beni biraz zorladı ama değdi. Faruk Arman ile Kerim Ülkü’nün değerlendirmeleri merakımı körükledi. Olayların gelişimini bazen tahmin edebildim, bazense oldukça şaşırdım.

Bakalım siz nasıl bulacaksınız? Polisiyeye meraklıysanız okuyun.

Feneryolu Cinayetleri

Gencoy Sümer

Herdem Kitap