“Bak çayım, sigaram; her şeyim tamam.” diye geçirirken insan içinden eksik kalanı söylüyor İlhami Algör:

10152052_10152377706900844_8959130199082684373_n
Hem de kitabın ilk cümlesinde… Eksik olması mı, eksikliğini fark etmek mi yoksa eksikliğini hissetmemek mi daha acı diye düşünüyor insan. Herhalde konuşan kapıların, kilitlerin yokluğundan eksikliğini bile hissetmeden bir şeylerin, yuvarlanıp gidiyoruz. Kimi zaman kapağımızı buluyoruz, çoğunlukla da bulduğumuzu sanıyoruz.

“Aslında, tam diye bir şey yoktur dedim, her tam, bir üst yarımın alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür.” derken bile gidene inat kalanın; eksiğe inat önemsememenin; tama inat yarımın anlatısı kitap… Arka kapağa aldanıp alınan fos kitapların aksine hakkını veriyor 72 sayfa.

10151339_10152377706995844_2483856460312863476_n

Kim konuşuyor şimdi, kendi mi bir başkası mı, kapı dile mi geldi; yok öyle değildir “bana öyle gelmiştir” derken bir solukta bitiyor kitap.

Sanki tersten yazılmış al yazmalım ya da Raif’in kader arkadaşının varoluşsal sorgulaması gibi. Göndermeler yaparken başka başka filmlere, anlamadan nereleri geçtim acaba diyorum içimden. Belki sonraları bir daha okunası kitaplardandır diye üzmüyorum kendimi. Sonuna gelince kitabın bir solukta, “Nereye gidiyorsun çocuk büyümeye mi?” diye sorulunca “Daha yolumuz var, daha çocuğuz inan.” diye cevap veriyorum ben de içimden. Hem bitse ne olur bitmese ne?

Sanki bitmediğine kanıtmış gibi her yerde Sadri Alışık çıkıyor karşıma. Kurtuluş’ta metrodan çıkıyorum Sadri Alışık selam çakıyor…

Düşünmeye itiyor beni rastlantılar; hep gidici kadınları sevişine kızarken kendi de aynı sona erişmiyor mu zaten tutkulu, sapkın yazar. Kendimce aydınlanıyorum. Hayat sanki göz kırpıyor ufaktan. Böylesi tesadüfleri kaydetmem gerekir diye düşünüp yazıyorum işte ben de. Hepsinden geriye aklım uçurtma misali dolanıyor, avaramu…

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

İlhami Algör 

İletişim Yayınları