Bir haykırış vardı eserlerinde. Sesini duymaya çalışıyordum. Yüzündeki o melankolik gülümsemenin altında yatan neydi diye merak ettim durdum. Karanlık, yalnız ve sessiz gecelerde elindeki sigaraya daha sıkı sarılıyordun değil mi? İnsanlarla, hayatla, toplum düzeni ile hep karşı karşıya kaldın. “Ayrıksı Otu” oldun. Kendini bulmaya çalıştın. Kendin oldun, kendini kaybettin. Her yerde olduğun gibi hiçbir yerdeydin aslında.

Gitmek… En sevdiğin kelime bu olsa gerek. Hani diyorsun ya;

“Duygular, duygular, duygular. Bırak kentleri, bırak yapıların görkemini, yoksulluğunu, bırak yolları, istasyonları, insanları, yabancıları, sevdiklerini, çocukluğunu, ölen uzaktaki insanlarını, bırak, bırak, bırak içinde seni kemiren seni bırak. Bak nerelere varıyor gökyüzü. Hangi zamanlara. Hangi sonsuzluğa. Git…”

Sen gittin de. Tren yolculukları vazgeçilmezin oldu. “Yaşamın Ucuna Yolculuk” kitabında da demişsin ya, “Tren raylarını severim. Bağımsızlığı, gidebilmeyi, kalmak zorunda olmamayı, uymak zorunda olmamayı anımsatır. Tren rayları bir tür bağımsızlıktır benim için” diye. Yaşadığın, gördüğün yerleri, insanları, acıyı, aşkı, yaşamı, ölümü yazdın. Kendin oldun hep yazılarında, hissettiklerin yazılarındaydı.

“Eski Bahçe”, Tezer Özlü’nün 1963’ten itibaren dergilerde çıkan öykülerinden oluşur. Ölümünün ardından, daha sonra yazdıklarıyla birlikte 1987’de “Eski Bahçe – Eski Sevgi” adıyla okurlarıyla buluşur.

Ve son söz Tezer’in: “Yaşamı o kitapta olduğu gibi yoğun yaşayıp yaşamadığımı düşündüm. Aşkı, duyguları, özlemleri? Yoksa ben yaşanan tüm olayların bir gözlemcisi, dünyanın, duyguların, özlemlerin, ülkelerin, alışkanlıkların bir seyircisi miyim? Belki de gövdenin öldürücü acılarını gözlemci olarak taşımak daha kolay olurdu.” (s. 92)

Keyifli okumalar. 🙂

Eski Bahçe – Eski Sevgi

Tezer Özlü

Yapı Kredi Yayınları