Okumadım evet. Olasılıksız?ı hâlâ okumuş değilim. Bir kitabı okumak için okumaya başlamadan önce o kitabı okumaya çok iyi konsantre olmam gerekiyor. Ve herkesin aynı anda bir kitaptan bahsetmesi benim o kitaba olan ilgi ve konsantrasyonumu olumsuz yönde etkiliyor. O yüzden Olasılıksız ile değil Empati ile başladım ben Adam Fawer okumaya. Empati?yi anlamak için Olasılıksız?ı okumak gerektiği fikrini savunanlar, bence Empati?den bahsederken Olasılıksız?ı da okumuş olduğunun bilinmesine gayret eden cin fikirlilerdir. Sizi gidi entelektüeller sizi. Tabi şu son iki cümleyi sarf etmemin sebebinin ?Olasılıksız?ı okumamış bir Empati okuyanı? bakış açısı olduğunu da düşünenler olacaktır. Her neyse, canınız hangisini önce okumak isterse onu okuyun. Çünkü ben denedim, bu kitapta açıklaması eksik olan bir kavram yok. Yani tek başına bir kitap ve hiçbir yerine ?Bkz. Olasılıksız? dipnotunu koymanıza gerek yok. 

Empati uzun ama sıkmayan, sıkmadığı için aslında kısa denilebilecek bir kitap. Başka şeyler okurken sizi okumaya ara vermeye yönelten bazı gereksinimlerden örneğin televizyon dizisi, filmler, internet, gezme, alışveriş gibi uzayıp gidecek olan bir listede yer alacak her şeyden alıkoymuyor sanki bu kitap. Sanırsın kitabı okurken yemek yemiş, alışveriş yapmış, bir güzel uyku çekmiş, hiç kaçırmadığın bir diziyi izlemiş, dışarılarda gezmişsin. Aksiyon, gerilim, bilim kurgu, biyografi, belgesel türü filmler izlemişsin gibi hatta. Aslında tüm bunların kısaca açıklaması şu olmalı. Akıcı ve doyurucu.

Bazı yazarların dili Türkçeye pek uygun değil ve kitabı ne kadar güzel olsa da okutmuyor kendini. Ama Adam Fawer, bu konuda şanslı kişilerden biri. Sanki kitap farklı bir dilde yazılmamış ve yazar yıllardır aramızda yaşamış. Zaten kitap tüm dünyada ilk olarak Türkiye?de basıldı. Daha İngilizcesi basılmadan Türkçe çevirisi çıktı piyasaya. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi Olasılıksız?ın Türk okuyucular tarafından çok tutulması, okuyanlardan gelen olumlu tepkiler. İkincisi Amerika?da kitabı basacak yayınevinin Empati?nin çok tutulacağını öngörmemesi yüzünden basıma yanaşmaması. Yani git kendini kanıtla, öyle gel demişler resmen. E, Türkiye de Adam?ın yüzünü kara çıkartmamış. Olasılıksız?dan sonra zaten böyle bir ilgi bekleniyormuş. Japonya ve Almanya?da da çok tutulan bir yazar, ama dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye?de olduğu kadar popüler değil. Kitabın bu kadar çok satacağı konusunda bazı ülkelerin o kadar büyük kaygıları varmış ki Hollanda basımında ismi ?Einstein Code? olarak değiştirilip kapağına da bikinili yeşil bir kadın konulmuş. Kitap, o hâliyle basılmış mı bilmiyorum, ama Da Vinci Code?un yeni çıktığı bir dönemde yapılacak böyle bir teklif bile yayınevlerinin tedirginliklerini açıklamaya fazlasıyla yetiyor. Ama daha sonra bu endişelerinin gereksiz olduğunu anlamışlardır sanırım. Adam’ın ikinci kitabı da müthiş derecede tutulmuş çünkü.

Yazdığı ilk kitapla bu kadar büyük bir üne kavuşan kaç yazar var acaba. Üstelik 6 yaşından itibaren görme problemi yaşayan bir yazar. Açıkçası ben kitabı okumaya başlamadan önce görme engelli bir adamın yazacağı kitabın betimlemelerinin yetersiz olabileceği konusunda önyargılıydım. Ama bunun yanında ruhsal ve psikolojik tasvirlerin çok daha güçlü olacağından emindim. Yüksek hayal gücünün, görme engelli bir yazar tarafından okurlara aktarılmasının ne kadar zor, bunu hakkıyla yapabilenin de ne kadar büyük bir yazar olduğunu söylememe gerek yok. Ve evet okuyunca gördüm ki ya Adam Fawer Empati?de anlattığı kurgunun en büyük tanığı, yani büyük bir zihin bükücü, bir empat ya da gerçekten büyük bir yazar. Olasılıksız?ı okuyanlar belki Adam Fawer?ın büyük bir yetenek olduğundan emin olabilirler, ama Empati?yi de okuyunca kararsızlık yaşayacaklardır. Çünkü belki de Adam Fawer hayranlık duygusu göndermiştir kelimeleriyle, onun empatik özelliği, ses, görme, koku ya da dokunma değil, kelimelerdir.
Yarım yamalak da olsa konusundan biraz bahsedeyim. İnsanların doğuştan var olan önsezilerinin zamanla kaybolduğunu, ama bazı insanların bazı nedenlerden dolayı bu özelliklerinin giderek geliştiğini, bu insanların etrafındakilerin zihinlerini bükerek istedikleri psikolojik pozisyona sokabildiklerini söylüyor. Yani karşısındaki insanın korku, sevinç, güven, tatmin, kaygı gibi hislerini koku, renk, ses veya doku yoluyla anlayabiliyorlar. Mesela korkunun rengi mor ise bu empat için ve karşısındaki korkuyorsa hemen gözlerinin önündeki hayali platforma mor renk hâkim oluyor. Kırmızı olursa farklı bir his, siyah olursa farklı… Mesela bazı empatlar için mutluluğun notası mi, korkunun do vs. Bazı empatlar için ise kaygı küf kokusu örneğin. Bunlar böyle değil, sadece örnek verdim. Ve bu empatik özellikleri gelişmiş sayısı az insanlar, karşısındakilerin zihinlerini kendi istekleri doğrultusunda yönlendirebiliyorlar. Aslında her insan bir empat, yani karşısındakinin hislerini belli ölçülerde anlayabiliyor. Her insan, farklı her his için farklı frekanslarda sinyaller gönderiyor ve eğer bu frekans değerine sahip başka insanlar varsa onlar, sinyali gönderenin hislerini anlayabiliyorlar. Yakın değerde frekanslara sahip olmanın etkenleri farklı. Akrabalık bağları, yakınlık, çevre gibi… O yüzden aynı evde yaşayan insanlar, aynı yörede yaşayan insanlar, aynı ülkede yaşayan insanlar birbirini daha iyi anlayabiliyorlar. Çünkü frekansları yakın. Aslında yazar, bu empatik özelliğin insanlarda var olmasını birkaç değişik şekilde anlatıyor. Farklı olasılıklar koyuyor önümüze. Artık hangisini anlarsanız gibi… Bir diğer teori de her insanın karar verme mekanizmasının beyinde küçücük bir elektromanyetik alandan ibaret olduğunu söylüyor. Bu alanı etkilerseniz, yani bu manyetik alana herhangi müdahalede bulunursanız, o kişinin vereceği kararları etkileyebilirsiniz. Peki, bu empatların diğerlerinden farkı ne? Onların diğerlerinden farkı elektromanyetik alanlarının, yani zihinlerinin geniş olması. Kafatasının içinde küçücük bir nokta olması gerekirken bir oda büyüklüğünde, hatta bir stadyum büyüklüğünde… O yüzden o odanın, hatta stadyumun içinde kim ne hissediyorsa, empatların elektromanyetik alanları içinde yer aldıkları için, empatlar da o hisleri biliyor. Korkan bir insanı, hüzünlü, kaygılı, hoşnut, hayran. yani her türlü insanı algılamaları onlar için hiç zor olmuyor. Dolayısıyla kendi hislerini de, kendi zihinleri içinde yer alan insanlara pompalayarak, güçsüz zihinleri kendi istedikleri hislerle dolduruyorlar. Yani kısacası, zihinleri bükebiliyorlar. Ama aynı zamanda etrafındaki insanların hisleri ile doluyorlar. Yani başkalarının sevinçleri için gülüp eğleniyor, başkalarının üzüntüleri için ağlıyorlar. Ağlarken şiddetlenen hüznü tekrar istemeden diğer zihinlere gönderebiliyorlar. Umarım anlatabildim 🙂 Konu bu değil tabii ki. Yazar sürekli bunu anlatmıyor. Bir aksiyon, gerilim, bilim kurgu öyküsü baştan sona akıcı bir şekilde sizi kolları arasına alıyor. Hadi biraz daha yazıp bitireyim. 🙂 CIA, bu az sayıdaki insanları bulmaya çalışıyor ve bunu da gönüllü insanlar üzerinde deney yaparak gerçekleştirmek istiyor. Ama 1982?de Amerikan başkanı Ronald Reagan tarafından insanların deneylerde kullanılması yasaklanınca operasyon durduruluyor. Tabii yasadışı bir şekilde, CIA?in bir kolu olan organizasyon ile devam ediyor bu işler. Ve bir de büyük kalabalıklara kendi dinini anlatan bir zihin bükücü ve ona inanmak zorunda kalan Gnostisiztler var ki işler artık daha korkutucu boyutlara geliyor. Kitabın sonu çok şaşırtıcı. Ters köşe olmayacak okuru kutlarım. Kitap bitince ortada kalıyorsunuz. Kitap bitmeden de kitabı kimseye anlatmaya çalışmayın. Zaten yapamazsınız. 🙂

Operasyon gerçek dışı, kendi dinlerini yayan din adamları da yalan değildir. Nazi bilim adamı Kurt Blome ile Yahudi-Amerikan bilim adamı Sidney Gotlieb zamanında, gerçekten de bir ekip oluşturup doğruluk serumları ve daha birçok ilacın etkisini Kuzey Koreli savaş esirlerinin, Amerikan askerlerinin ve San Fransisco ile New York şehrindeki sivillerin üzerinde denemişlerdir.
Kitaptan uzunca bahsettim. Böyle uzun ve güzel bir romana da bu yakışırdı zaten. Uzun yazının kısası: Okuyun. 🙂

(Bu yazı http://naysting.blogspot.com/ adresinden alınmıştır. Fatih Demir’e teşekkür ediyoruz.)

Empati

Adam Fawer

Çeviren: Murat Kayı

April Yayıncılık