Bir ödev sebebiyle okuduğum kitap sayesinde milyonlarca Gregor Samsa hayranı gibi sonunda ben de dönüştüm. Aslında okuma listesinde ilgimi çeken ya da önceden okuduğum kitaplar vardı ancak bu öykü sürekli çok satanlar listesinde olunca, bu kitabı okumak için iyi bir fırsat diye düşündüm. Benim için isabetli bir karar ve iyi bir deneyim oldu.

Kitap okuyanlar bilirler, bazı yazarlar okuyucuyu daha ilk cümlede yakalar. Kafka’nın anlatım sanatının zirvesi olma özelliği taşıyan Dönüşüm de beni tam bu noktandan yakaladı. “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Tamamen merak uyandırıcı cümlelerle akıp giden öykü nasıl bitti anlamadım bile.

Dönüşüm yazarla ilk temas açısından iyi bir seçim mi bilmiyorum. Ancak Can yayınlarından okumanın kesinlikle iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. Ahmet Cemal’in yazdığı önsöz ve sonsözlerle de okumak gerçekten çok daha büyük bir keyif oldu. İlk kez Kafka okuyan biriyseniz bile bu bilgiler romanla ilgili birçok konuyu anlamanızda size kolaylık sağlıyor. Kitabın çevirisinin Tezer Özlü’ye ithaf edilmesi ayrıca Tezer’in kitaplarının yorumunda tekrar ele alınacak tabii ki.

Özellikle yazdığı bir paragraf beni çok etkiledi.

“Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliği isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka’nın Dönüşüm’ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.”

Zaten sadece bu paragraf bile Dönüşüm’ü anlatmaya yetiyor.

Öykü Kafka’nın hayatı ile Gregor Samsa’nın hayatı birçok noktada temas halinde. İlk bakışta bunu anlamak elbette mümkün değil. Ancak okuduktan sonra yazarın yaşamı ve yazın hayatı ile ilgili biraz araştırma yapma gereği duydum.

Kendine özgü tarzı bir tarzı olan bu modernist yazar, kendisini hep yalnız hep mutsuz hissetmiş diyebiliriz. Hatta eserlerini bile bir hiç olarak görmüş. Yaşadığı dönem içerisinde çok fazla tanınan bir yazar olmamış. Kendine hiçbir zaman güvenmemiş çünkü. Çoğu eserini de yayınlanması için değil, duygu ve düşüncelerini ifade etmek için, hissettiği derin yalnızlığı az da olsa hafifletebilmek için kaleme almış.

3 Temmuz 1883’te Prag’da Yahudi bir ailenin 6 çocuğundan ilki olarak dünyaya gelmiş Franz Kafka.İki erkek kardeşi daha bebekken ölmüşler. Ardından 3 kız kardeşi daha olmuş ancak onlar da daha sonra Nazi kamplarında hayatlarını kaybetmişler.

Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka, babasıyla hiçbir zaman iyi anlaşamamış, hatta ona duyduğu nefreti ileride kendini de bir hiç olarak görmesine yol açacak kadar büyükmüş. Eserlerinde babasıyla olan ilişkisini hem acı hem de nefret dolu sözlerle sık sık dile getirmiş Kafka ilk olarak babasında gördüğü diktatörlükten ne kadar nefret ettiğini vurgulamış ve otoriteyi hiçbir zaman sevmemiş. Annesi de çaresizce babasına boyun eğmiş. İki kez nişanlanmasına rağmen hiç evlenmemiş. Ama hayatına giren kadınlara uzun uzun mektuplar yazmış.

Almanca konuştuğu için Çekler tarafından, Yahudi olduğu için de Almanlar tarafından kabullenilmeyen Kafka, aslında hayatı boyunca benzer dışlanma duygularını yüreğinin derinliklerinde hissetmiş. Ondan olacak ki bugün de Çek halkı Kafka ‘yı çok başarılı bulmuyormuş, hatta neden bu kadar ünlü olduğuna anlam veremiyorlarmış. 1917 yılında vereme yakalanan Kafka ve 3 Haziran 1924’te kansere çeviren hastalığı sebebiyle Klosterneuburg’da 41 yaşında hayata veda etmiş.

Ölümünden çok daha önce, sadık dostu Max Brod’a “Yargı, Ateşçi, Dönüşüm, Ceza Sömürgesi, Köy Hekimi, Açlık Sanatı ve Gözlem” dışında hiçbir eserin kendine ait olmadığını, belirttiklerinin de yeniden basılıp yayınlanmasını istemediğini açıkça söylemiş, fakat Brod bunu yapmamış ve Franz Kafka’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya çapında tanınan bir yazar olmasını sağlamış.

Burada kısaltmış olduğum bu ağır yaşam koşulları ve dramatik hayat hikayesini okuyunca öykünün alt metni tamamıyla yerine oturdu. Her ne kadar hala tartışılsa da ben, Dönüşüm’ün ilk satırından son satırına kadar Kafka’nın hayatından izler buldum.

Gregor böceğe dönüştükten sonra ilk düşündüğü işe geç kalmamak. Nasıl bu hale geldiğini sorgulamıyor bile. Sistemin ve otoritenin kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyor. Karanlık ve kasvetli iç dünyasını kapıyı içerden kilitlediği odasında en dip köşesine kadar yansıtmış. Biraz düşünerek okuduğunuzda insanı derinden sarsan cümleler var.

Git gide tozlanan ve köhneleşen odası düşünmekten acı çeken zihnine benziyor. Eşyaların yeri değiştirilmek istediğinde verdiği tepki, annesinin Gregor döndüğünde odayı bıraktığı gibi bulmasını istemesi, tekrar döneceğine dair umudu, ama bir şey yapamayacak kadar aciz olması, sorumluluklarını yerine getiremediği için duyduğu suçluluk duygusu, bir süre sonra ailenin durumu kabullenmesi ve en sonunda da ondan kurtulmak istemeleri ,bütün bunlar olağanüstü bir anlatım tarzı ile her cümlede hayranlık uyandırıyor.

Öyküdeki anne ve baba gerçek yaşamdaki ebeveynlerine çok benziyor. Altı kardeş olmalarına rağmen tek kız kardeşten bahsetmiş. Aralarındaki diyaloğa bakarak bunun en iyi anlaştığı en küçük kardeşi olduğunu düşünebiliriz.

Sırtına iki kez saplanan elma için bazı eleştirmenler nişanlısı Felice ile iki kez nişanlanmasına rağmen babası yüzünden evlenememesini simgelediğini söylemişler. Ama bana kalırsa bu elma onu yiyip bitiren hastalığı ve günden güne eriyip yok olmasına sebep oluyor. O kadar itilmiş hissediyor ki kendini aileden hiç kimse ölüsüne bile sahip çıkmıyor. Hizmetçi tarafından yok ediliyor. Ve aile sanki o hiç hayatlarında olmamış gibi davranarak yaşamına devam ediyor.

Hepimiz toplumsal yaşam içinde zaman zaman Gregor gibi yalnızlıklara düşer sorumluluklarımızı yerine getirmediğimizde sistemin bizi yutacağı endişesine kapılırız. Her birimiz farklı ailelere ya da yöneticilere sahip olsak da benzer sorunlarla karşılaşmış, kimi zaman otoriteyi reddetmiş kimi zaman boyun eğmek durumunda kalmışızdır. İnsan hayatını, toplumsal yaşamı kendi hayatından hareketle çok iyi tahlil etmiş olan Kafka, ölümünden yıllar sonra dahi güncel olan bir tasvirle bizi yaşadığımız hayatı sorgulamaya teşvik ediyor.

Yorumumu Kafka’nın eserini tanımlarken kullandığı ifade ile sonlandırmak istiyorum:

“Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var. Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay.”

Sevgiyle kalın.

Dönüşüm

Franz Kafka

Çeviri: Ahmet Cemal

Can Yayınları