Felsefe meraklıları, felsefeyle yeni tanışanlar ya da “felsefeyi çok seviyorum, felsefe tarihi değil, felsefenin kendisini okumak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilemiyorum” diyenler, bu kitap analizi sizin için doğru adres! Çünkü felsefe okumak ya da felsefe yapmak filozofları başkalarının ağzından değil de kendilerinden öğrenmeyi ve dinlemeyi gerektirir. Bunun için gerekli olan ön şart ise filozofların kendi metinleri. İkinci olarak, yapılması gereken ise doğru bir okuma yöntemi. “Nedir bu doğru okuma?” diye soracak olan varsa, hemen şunu belirmek gerekir: Doğru bir okuma için Antik Çağ’dan ve dolayısıyla ilk yazılı eserleri kendisine borçlu olduğumuz Platon’dan işe başlamak gerekir. Çünkü ünlü düşünür Whitehead’ın Process and Reality eserinde dediği gibi “Batı felsefesi geleneğinin genel karakteristiği Platon’a düşülmüş notlardan ibarettir.” O halde Platon okumadan, Aristoteles, Kant, Descartes, Foucault vb. filozofları anlamaya çalışmanın “boşa kürek çekmek” olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim Platon’un Devlet’ini -felsefeyi “yolda olmak” şeklinde tanımlayan Jaspers’e dayanarak-  “yeni bir yolculuğa atılan ilk adım” şeklinde değerlendirmek mümkündür.

Bu kısa girişten sonra, analize geçecek olduğumuzda ilk olarak şunu söylemek mümkündür: Platon ya da yaygın olarak bilinen adıyla Eflâtun, MÖ 4.-5. yüzyıllarda kitabın adından da anlaşılacağı üzere, “Devlet nedir?” sorusuna yanıt arıyor. İşte, bu yüzden Platon’un Devlet’i aynı zamanda literatüre “ilk ütopik eser” olarak geçiyor. Çünkü Platon söz konusu eserinde, “Devlet nedir?” sorusundan hareketle “ideal bir devlet”in ilk örneğini okura sunuyor.

Bu çerçevede, Platon Devlet’e ilk olarak, “Adalet nedir?” sorusuyla başlar ve adaletin ne’liği tartışması, devamında devletin ne’liği tartışmasına dayanır. Hocası Sokrates ve diğer katılımcılar arasında gerçekleşen diyalog sırasında, okuru düşünmeye sevk eder. Dolayısıyla Platon okuması (yalnızca devlet değil, tüm diyaloglarda) interaktif bir okumaya dönüşür. Okur diyalog içinde yer alan sorulara yönelik kendi içinde ve Platon’la bir hesaplaşmaya girişir.

Bu sorulardan bir tanesi “İnsan nedir?” sorusudur. Çünkü Platon, devletin ne olduğunu ancak ona benzeyen bir yapı dolayısıyla ortaya koyabileceğimize işaret eder. Bu noktada, o, insan ve devlet arasında analoji kurar. Onun açısından devlet gibi insan da üçlü yapıya sahip olduğu için işe basit olandan başlamak gerekir. Bu bağlamda, Platon meşhur “üç yapılı ruh anlayışını” devlete uyarlar. Nasıl ki insan arzu, irade, akıl olmak üzere üç yapılı bir ruha sahipse, devlet de tıpkı insan gibi üç yapıya sahiptir.

Bu aşamada, Platon öncelikle ruhun parçalarını ve devamında devletin üç sınıfına tekabül eden üç sınıfı ele alır. Buna göre,  devlet, kendisinde arzu unsurunun baskın bulunduğu “üretici sınıfı” (zanaatkârlar), kendisinde iradenin baskın bulunduğu “asker sınıfı”  (bekçiler) ve son olarak aklın ağır bastığı “yönetici sınıfı” (filozof-kral) olmak üzere üç sınıftan meydana gelir.  Devamında ise Platon, erdemler öğretisiyle paralelliğinde üretici sınıfın “ölçülülük”, asker sınıfın “cesaret”, yönetici sınıfın da ise “bilgelik” erdeminin baskın olduğunu belirtir. İşte, onun açısından devlet ancak ve ancak bu şekilde düzenlendiği takdirde “adalet” erdemine ulaşabilir.

Nitekim Devlet Platon’un “İdealar Öğretisi’ni” basit bir örnekle betimlemeye çalıştığı, meşhur “Mağara Alegorisi”ni ve bilgiye ilişkin yapmış olduğu ayrımı dile getirdiği “Bölünmüş Çizgi Analojisi”ni de içinde barındırır. Aynı zamanda, Devlet, onun “İdealar Öğretisine” ilişkin önemli ipuçlarına yer verir. Demek ki Devlet’inin ‘Platon’u anlayabilme, onun dünyasına girebilme ve en önemlisi Antik Yunan felsefesinin inşa edildiği temelleri görme noktasında başat bir öneme sahip olduğu’ fikri ileri sürülebilir.

İşte, Platon’un dünyasına girmek isteyen, onunla tanışmak isteyen, onun düşüncelerini adım adım keşfetmek isteyen herkesi Devlet’i okumaya davet ediyorum.

Devlet

Platon

Çeviren: Cenk Saraçoğlu – Veysel Atayman

Bordo Siyah Yayınları