Bir şeyin ne olmadığını anlatırsanız ne olduğunu da anlatmış olur musunuz acaba?
Bir deneyelim bakalım:)

Öncelikle bu kitap:

? Okumaya başlayınca heyecandan elinizden düşüremeyeceğiniz, bir soluk ve iki göz kırpmasında bitirmek için nefesinizle yarışacağınız bir kitap değil.
? Karakterlerle, kendinizi, eşinizi, dostunuzu, komşunuzu bütünleştirip kendi hayatınızı içine katabileceğiniz bir kitap da değil.
?  Ya da ne bileyim, sayfaların ardında bilinmeyenin uyuduğu ve sizin onu uyandırmaya can atacağınız bir kitap değil.

? Parça parça ilerleyip bütüne ulaşabileceğiniz bir kitap hiç değil. Dahası, size bütünü sunmadığı gibi herhangi bir parçanın bütününü de vadeden bir kitap da değil.

Şimdi sağlama yapmadan problem çözmediğimiz ilkokul yıllarımıza dönelim ve bu şeyin ne olduğunu da anlatalım ki bakalım elimizdeki veriler bizi aynı sonuca götürüyor mu?

? Yudum yudum içeceğiniz, okurken ansızın durup hatırlamaya çalışacağınız, sonra yeniden başlayarak testi geçip geçmediğinizi öğreneceğiniz bir kitap.
? Tozlu raflar arasından uyandırdığı karakterleri ile bazen önceden geçtiğiniz bir yolda yürümenin rahatlığıyla gezineceğiniz, bazen tanıdığınız birinin rehberliğinde dolaşacağınız, bazense yeni dostlarınızla bilmediklerinizi keşfedeceğiniz bir macera.
?  Tanıdığınız ya da bu kitapta tanışacağınız birinin hikâyesini bir sonraki sayfada madalyonun diğer yüzündeki kabartmadan dinleyebileceğiniz bir kitap.
? Kulağınıza bazı sırları fısıldarken sırların ardındaki gizem perdesini aralayan, fakat adım atmayı size bırakan bir kitap.

Şimdi sonuçları bir karşılaştıralım bakalım. (1-2 saniye gözden geçirme…) Bambaşka iki kitaptan bahsediliyor gibi gerçekten. Demek ki neymiş: Bir şeyin ne olmadığını anlatmak, her zaman ne olduğunu da anlatmak anlamına gelmiyormuş. Neyse, yararlı bilgiler havuzumuza bir bilgiyi daha ekledikten sonra geleneksel yollarla devam edeyim bari yazıma.

Önceden verdiğim bilgilerin ışığında, ama daha aydınlık satırlarla diyebilirim ki Hélène Adeline Gueber, bu kitabında ?diğer kitaplarındaki benzer tarzını koruyarak? Yunan, Latin, Fransız, İspanyol, Portekiz, İtalyan, Britanya Adaları, Alman, Hollanda, İskandinav, Rus ve Fin, Arap ve Fars, Hint, Çin ve Japon, Amerikan destanları başlıkları altında, bu destanların en tanınmış, en gözde olanlarından birkaç seçki ile bu efsanelerin anahtarlarını sunuyor okuyucularına.

Yazar, anlatımının sınırlarını o kadar ince belirlemiş ki; bildikleriniz Hélène Adeline Guaber?in kelimeleri ile tekrar nefes alıp canlanırken bilmedikleriniz, hatta hiç duymadıklarınız bile belleğinizde bir silüet kazanıyor, artık bir cisme sahip oluyor. Fakat kitap hakkında birçok yerde karşınıza çıkacak olan ?destanların geniş bir tanıtım ya da özeti? tanımlaması yerine, sunduğu çok geniş yelpaze sayesinde, aslında yazarın yapıtını şöyle özetleyebilirim:
Destanlar dünyasının anahtarını kapınıza kadar getirip perdelerini sizin için aralarken beğendiğiniz manzaraya ulaşmak için gereken kapıyı ardına kadar açmak ya da açmamak, belleğinize çizilen sülüetin içini tüm renkleri ile doldurmak ya da doldurmamak size kalıyor.

Kendi adıma diyebilirim ki İlyada, Aeneas, İlahi Komedya gibi daha önceden bildiğim destanları tekrar hatırlarken Os Lusidas, Periler Kraliçesi, Nibelunglar Destanı gibiler ile de tanışmaktan oldukça memnunum.

Son olarak, çevirinin iyiliğine değinmeden bitiremeyeceğim. Manzum yazıların düz yazılara çevirilerinde genellikle karşımıza çıkan, anlamını bulamayan, ama derinden anlamını hissettiren cümleler ve bütünden uzaklaşan kelimelere, Suat Başar Çağlayan?ın bu muhteşem çevirisinde rastlanmıyor bile. Bu açıdan da renklendirilmiş bu muhteşem pastanın dilimlerinin teker teker tadına bakmamanız için hiçbir neden bulamıyorum doğrusu.

Destanlar Kitabı

Héléne Adeline Gueber

Çeviren: Fuat Başar Çağlayan

İlya Yayınevi