Güney komşumuz Suriye’nin kıyılarında sonsuz tarih hazineleri gizlenir. Ülkenin en büyük liman kenti olan Lazkiye’nin hemen kuzeyinde Ras Shamra adında, zengin kil tablet arşiviyle Ön Asya Arkeolojisini uzun yıllardır meşgul eden büyük ve gelişkin bir Tunç Çağı merkezinin kalıntıları bulunur. Bu güzel şehir, temel taşlarının birkaç sıra üzerine çıkan yapı kalıntılarıyla, kronolojik sıra ve uygarlık farkı gözetmeksizin Roma Dönemi Efesi’ni her arkeolojik kalıntıya referans alan gezginlerde -bu durum ülkemizde neredeyse genel bir kaide haline gelmiştir-hayal kırıklığı yaratacak düzeyde yalın ve tekdüzedir.

İzmir’i, Aydın’a bağlayan geniş otobanın otuz beşinci kilometreleri civarında, Torbalı yol ayrımına varmadan hemen önce, iş makineleriyle ikiye ayrılmış alçak bir tepenin tam ortasından geçilir. Gideceği yere bir an önce varma telaşında olan yolcuların çok azı, bu küçük yarmanın sağ yanındaki yükseltide, bir zamanlar Hitit tarafından yıkılan ve daha sonra surları daha saldırgan ve istilacı olan kavimler tarafından berkitilmiş Puranda şehrinin var olduğundan haberdardır.

Mısır’ın Luxor şehrinde, Nil Nehri’nin batı yakasında, anıtsal kapıları, sütunlu avluları ve salonlarıyla karmaşık ve yüksek mimari özellikler gösteren, Medinet Habu kompleksi bulunur. III. Ramses’in mezarını da içeren bu büyük tapınak yapısı, duvarlarında döneminin önemli olaylarını anlatan eşsiz değerde kabartmalara ev sahipliği yapar. Bu kabartmalar, çağdaş haber programlarını aratmayacak düzeyde ayrıntılı işlenmiş ve gerçekçi bir üslupta taşa kazınmıştır.

Tunç Çağı’nın sonu, ya da daha ayrıntılı ifadesiyle Geç Tunç Çağı, bu tanıtım yazısı için, yukarıda yalnızca üç tanesini kısaca hatırlatmaya çalıştığım site ve kalıntıların başrolü oynadığı, sarsıcı, tarihin yönünü değiştiren, büyük imparatorlukların ve varlıklı kent devletlerinin yıkılmasına neden olan kitle hareketlerine sahne oldu.

Nedeni kesin olmamakla birlikte, iklim değişikliğine bağlı zirai sorunların getirdiği açlık, göç eden kavimlerin birbiri üzerinde oluşturduğu domino etkisi, tektonik hareketlerin yarattığı yıkım gibi etkenler, Kıta Yunanistanı’ndan ve Batı Anadolu’dan Levant’a ve Nil’in bereketli topraklarına doğru giden, uzun yıllara yayılan inatçı bir akına vesile oldu.

Aç ve yurtsuz bir halde yollara düşen bu yıkıcı sel, ilk denemelerde istila etmeye çalıştığı topraklarda durdurulmaya çalışıldıysa da, devam eden akınlar, yanıp yıkılmış eski kültür katlarının üzerine yerleşmiş olan bu yeni göçmenlerin kalıntıları ile doldu.

Kıyı Ege’den, Nil Deltası’na kadar tüm sahil kesimini kolonize eden Deniz Kavimleri’nin merak uyandıran şaşırtıcı  hikâyesini genç ve başarılı bir akademisyen olan Barış Gür bizlere anlatıyor. Geçmiş zamanlardan birinde, Akdeniz’de uzun ve heyecanlı bir geziye çıkmak isterseniz, Gür’ün Deniz Kavimleri, Tunç Çağı’nı Sona Erdiren Halklar başlıklı kitabı tam da sizin için planlanmış güzel bir seyahat olacak.

Deniz Kavimleri

Barış Gür

Arkeoloji ve Sanat Yayınları