Kitap okuyor ve daha sonra bu kitaplar hakkında yorumlar yazıyorum kendime göre. Tam bu yazımı yazacağım sırada bu kitap hakkında yazılmış bir yazı gördüm. Bu yüzden diğer yazılarımın aksine, kitap içeriğinden daha çok benim dikkatimi çeken ve okurken beni etkileyen yerler hakkında bir şeyler yazacağım.

Öncelikli olarak kitabı okurken sanki karşınızda Banu Akın konuşuyor gibi hissediyorsunuz. Öyle akademik ve karmaşık cümleler yok. Hatta devrik cümleler bir sürü.

Bana kitap kısa geldi, bir anda bitiriyorsunuz ve sonraki sayfayı çevirdiğinizde ne olacak diye beklerken arka kapak ile karşılaşıyorsunuz…

Aldığım bir kaç notu telif haklarına dikkat ederek sizinle paylaşmak istiyorum:

* HD’nin NY borsasına açtığı ilginç davayı okurken hayretler içerisinde kalacaksınız. (HD İskender değil:)

* Çalıştığınız yerde mutlu olmayabilirsiniz, müşterileriniz çok sorunlu yani “kıl” olabilirler, 3 kişinin işini tek başınıza yapıyor olabilirsiniz, işten şikâyet ettiğinizde “Kapı orada gidebilirsin, asgari ücrete bile çalışacak bir sürü kişi var” diyebilirler size. Unutmayın, o size yapılanları siz de (biz de) yapıyoruz, müşteri olmasa bizim orada olmamızın da bir anlamı yoktur, işler hep zor olacak tabii, yoksa bizim ne işimiz var ki orada, her şey kendi kendine yürür gider.

* Kitap içerisinde gerçek isimler, gerçek olaylar, gerçek hayat var. Banu Akın’ın bunu birkaç yerde vurguladığını gördüm, çünkü marka verilmesi çoğu zaman eleştiri konusu olabiliyor. İçtenlik kattığını düşünüyorum.

* Artık ürün aldığımızda girip hemen yorumlara bakıyoruz. Birimiz bir ürünü, mekânı, markayı vs. beğenirsek hemen yorum yapıyor, arkadaşlarımız ile paylaşıyoruz. Ortalama bir kişinin 10-15 yakın ilişkisi, 100-150 sosyal ilişkisi, 400-500 uzak ilişkisi bulunduğu varsayılıyor. Facebook sayesinde bir bağlantı, 100 kişi sayesinde 4.950 kişiye ulaşabiliyor. Bunu kullanmamız gerekiyor. Gelecek burada…

* Eski tarz pazarlama yerine, yeni nesil reklamların ve viral pazarlamanın etkisine dikkat çekiliyor.

* Bir işe başlamadan önce öncelikli olarak nerede olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.

* Rekabetin başta kaliteyi sonra da pazarı büyülteceği örnekler ile anlatılmış.

* “Bilgiye, tecrübeye ve normal bir akla sahip herkes yöneticilik yapabilir. Ancak herkes lider olamaz.”

* 15. Bölüm’de okuyup inanılmaz güldüm: “Babam, küçükken ablam ve beni karate kursuna yazdırmak istemiş de annem ‘bunlar kız çocuğu’ diyerek vazgeçirmiş. İlkokuldayken bale kursuna göndermiş bizi ama bu yolla bir zarafet kazanacabileceğimi hiç sanmıyorum. Hep keşke karate bilseydim diye düşünmüşümdür. Tabii artık çok geç.” Okurken güleceğiniz ve o samimiyet ile sizi çekecek bir sürü anı var.

* “Eskiden ‘iş’ ürünü üretmekti. Şimdi ‘iş’ onu pazarlayabilmek. Zor olan; onlarca yüzlerce aynı ürün arasından bizimkinin seçilmesini sağlamak.”

* Ayrıca kitapta geçen kişiler ve yerler hakkında detaylı bir bölüm bulunuyor sonunda.

Pazarlama, yaratıcılık, satış vs. her şeyi geride bırakıyorum, beni en çok etkileyen bölüm -belki de son sayfalarda olduğu için aklımda kaldı- “Neden Bu Kitabı Yazdım” başlığı altındaki “Bir Eğitmen Nasıl Yıldızlaşır?” oldu. Oradaki maddeleri kesinlikle yapacağım. Çevremdeki başarılı eğitmenlerin neredeyse hepsinin bu şekilde yaptığını fark ettim.

Sözü uzatmaya ya da daha fazla anlatmaya gerek yok. Çok iyi hatırlıyorum, ismini daha sonra öğrendiğim “Cesaretin Var Mı Aşka” (Jeux D’enfants) isimli film içerisinden görüntülerin yer aldığı yaklaşık 4 dakikalık bir şarkıyı dinledim. Hemen filmi izlediğimde ise belki beklentimi o kadar yüksek tuttum ki filmden neredeyse hiç zevk alamadım. Bu yüzden kitabı en yakın kitapçıdan edinip okumanızı tavsiye ediyorum.

İyi okumalar.

Delik Jeton

Banu Akın

Elma Yayınevi