Sözcüklere tutkuyla bağlı iki insan… Biri deli, biri
dahi… Aslında ikisi de hem biraz deli, hem biraz dahi. Yoksa böyle bir işe
girişirler miydi? Film, İngilizce derslerinde adını çok sık duyduğumuz meşhur
Oxford İngilizce Sözlüğü’nün yazılış hikâyesini ele alıyor. Olaylar 1870’li
yılların ortalarında Britanya’da geçiyor. Ünlü Oxford Üniversitesi tüm İngiliz
dilini kayıt altına alacak bir sözlük oluşturmaya karar verir. Bunun için en
uygun isim bir üniversite diploması bile olmayan İskoç James Murray’dir.
Üniversite heyeti başlangıçta ona kuşkuyla yaklaşsa da, James’in dil
konusundaki yeteneği ve birikimleri karşısında görevi ona vermek zorunda
kalırlar. 10’dan fazla dili kökenlerine kadar biliyordur…

Filme gelince… James Murray gelmiş geçmiş en
kapsamlı İngilizce sözlüğü hazırlamak için kolları sıvar. Gönüllülük esasına
dayanan bir seferberlik başlatır. Çünkü bu öyle birkaç kişinin altından
kalkabileceği bir iş değildir. Neredeyse İngilizce yazılmış bütün kitapların
taranması gerekmektedir. Adeta iğneyle kuyu kazarlar. Çalışmalarını sürdürdüğü
sırada eline akıl hastanesinden büyük bir çalışma geçer. William Chester Minor,
profesöre 10 bin kelimelik bir liste göndermiştir. Böylece bu sıra dışı
ikilinin yolları kesişir ve aralarında sıkı bir dostluk başlar. Deliliği
doğuştan değildir Minor’ın. Amerikan iç savaşında cerrah olarak görev almıştır.
Hayat kurtaracağını düşünürken, bu kanlı çarpışmalarda gördüğü ve yapmak
zorunda kaldığı şeyler onu akıl hastanesinde sonlanacak bir duruma sokar. Onu
önce hapishaneye, ardından akıl hastanesine götüren, kriz anlarından birinde masum
bir adamı öldürmüş olmasıdır.

Boşuna birlikten kuvvet doğar dememişler. Onlar yapılamaz
denileni yaptılar. Çünkü sözcükleri seviyorlardı, ardındaki anlamlarını ve
kökenlerini de… Tıpkı bir kuşu ya da bir çiçeği sever gibi hem de. Ve böylece
arkalarında müthiş bir miras bıraktılar, sözcüklerden oluşan bir miras! Bundan
daha güzel bir miras olabilir mi? Benim aklıma gelmiyor. Film bize sözcüklerin
doğan, gelişen, büyüyen canlı organizmalar gibi olduğunu bir kez daha
gösteriyor.

Senaryo Simon Winchester’ın 1998 yılında yayımlanan
“Crowthorne Cerrahı” isimli kitabına dayanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda daha
önce Apocalypto filminin senaristliğini de yapan Farhad Safinia oturuyor.
Başrollerde iki usta oyuncu Mel Gibson ve Sean Penn oynuyor. Mel Gibson,
İngilizce sözlüğün hazırlayıcısı James Murray rolünde, Sean Penn ise ona en
tıkandığı anda akıl hastanesinden 10 bin kelimelik bir can simidi gönderen deli
W. Chester Minor’ı canlandırıyor. Özellikle Sean Penn bu rol için biçilmiş
kaftan. Bunun için Benim Adım Sam, 21 Gram ve Milk filmlerindeki
performanslarını hatırlamak yeterli. Neticede bu filmdeki rolünden de alnının
akıyla çıkmayı başarıyor. Ve yan rollerden birinde Game Of Thrones’tan
hatırladığımız Natalie Dormer var. Öte yandan, bu tip tarihi filmlerde çok
önemli olan dekor, kostüm, atmosfer de çok başarılı. Gerçekten de 19. Yüzyıl
İngiltere’sinde hissediyoruz kendimizi.

Filmin neredeyse her süreci sancılı geçmiş. Mel Gibson,
Simon Winchester’in yazdığı  “Crowthorne
Cerrahı” kitabının haklarını 1999 yılında satın alır, projenin tamamlanıp
sinema filmine dönüşmesi ancak 2019 yılında olur. Söylentilere göre Gibson,
filmin bu haliyle gösterime girmesinden yana değildi. Uzun bir süre filmin tüm
haklarını elde edebilmek için uğraş vermişti. Hatta Gibson, 2017 yılında filmin
yapımcısı Voltage Pictures ile -anlaşmaya uyulmadığı, gerekli bütçe
sağlanmadığı gibi nedenlerle- mahkemelik olur. Filmin onaylanmamış versiyonu
yapım şirketi tarafından Cannes Film Festivali’nde pazarlanmaya çalışılır. Bu
yüzden Gibson ve Safinia gerçekleştiremedikleri her şeyin sorumlusunun yapım
şirketi olduğunu belirten bir açıklama yapmak zorunda kalırlar. Ne var ki
filmin dağıtımın yapılmasına engel olamazlar.

Sonuç olarak Mel Gibson’ın pek içine sinmeyen bir
film çıkmış ortaya. Bu rağmen, Deli ve Dahi kesinlikle kötü bir film değil,
hatta ortalamanın çok üstünde. Gelgelelim, film ilk gündeme geldiğinde ve Mel
Gibson tarafından çekilmiş olsaydı acaba nasıl bir film çıkardı ortaya diye
düşünmeden edemiyor insan.

Benim gibi sinemayı ve sözcükleri seviyorsanız
kaçırmayın derim. İyi seyirler.

Deli ve Dahi

Yönetmen: Farhad Safinia

Oyuncular: Mel Gibson, Sean Penn,
Natalie Dormer

Senaryo: Farhad Safinia, John
Boorman, Tood Komarnicki

Uyarlandığı Eser: Crowthorne
Cerrahı-Simon Winchester

Tür: Biyografi, dram

Yapım Yılı: 2019