Yersinia pestis, enterobacteriaceae ailesine mensup, ölümcül hastalığa sebep olan minicik bir bakteridir.

Kara Ölüm sıfatını lafzedince nasıl bir bakteriden söz ettiğimi anlayacaksınızdır sanırım. Otaçağ?ın yüzbinleri kırıp geçiren korkunç hastalığı Veba?nın etkeni olan bakteriden bahsediyorum. Camus?nün yaşamı sorgulatan eşsiz eseri, klostrofobik Veba romanını esinleyen mikroptan. Endişelendiğinizi görür gibi oluyorum, durun acele etmeyin, şu depresif kış gününde Varoluşçu kaygılara yüklenen zorlayıcı bir kitaptan bahsetmeyeceğim.

Biraz konuyu değiştirelim. Deka, Yunanca on demektir, hemera ise gün. Bu iki sözcükten bozma Decameron kelimesi ise doğaldır ki on gün anlamına gelir ve aynı zamanda 14. yüzyılda yaşamış olan Giovanni Boccaccio isimli İtalyan yazarın ünlü öykü kitabının da adıdır.

Kara Ölüm?ün kol gezdiği kentten kırsala kaçan on insanın, on gün boyunca anlattığı toplam yüz öyküyü içeren dünyanın en eğlenceli kitaplarından biridir Decameron. Yedi kadın ve üç erkekten oluşan anlatıcı-dinleyici topluluğu her akşam on öyküyü güle oynaya paylaşırlar. Öyküler edepsiz, eğlenceli, nüktedan göndermelerle doludur ve vebaya meydan okurcasına yüzleri yaşama dönüktür. Ölümden çalınan her gün, yaşam ümitlerinin biraz daha serpilmesine neden olur. Bazı tekrarlar ve evrensel anonim motifler kitabın akışını arada aksatsa da, öykülerin çoğu en azından okurunu gülümsetir. Kahkahalarınıza engel olamayacağınız bölümler ise hiç de az değildir. Satırların arasında, devrin feodal ve teolojik düzenine karşı yoğun bir başkaldırı ve eleştiri vardır. Vebanın simgelediği ölüm, yazarın kaleminde eğlenceli insanlık hallerine dönüşmüş, karanlık yerini ışığa bırakmıştır.

Decameron aynı zamanda Rönesans Hümanizması?nın müjdecisidir de. Sosyal düzene ayar veren ölçüt, bu kitapta yeniden insani normlara dönüyor gibidir. Elbette böylesi büyük dönüşümlerin tek göstergesi bir kitap olamaz, ama yazarların anlatım özgürlüğü ve okunma oranı değişimlerin göz ardı edilemeyecek önemli faktörlerindendir. Decameron da yaygın bir okur kitlesine ulaşmış, özellikle İtalyan Kent Burjuvazisi?nin ticaret neferleri evlerinden ayrılıp iş seyahatine çıktığında, geride kalan yalnız ve üzgün eşlerinden büyük ilgi görmüştür.

Biraz Aristo Mantığı yürütürsek, bu öyküleri okuyan kadınlar, açık görüşlü çocuklar yetiştirmiş, açık görüşlü bu çocuklar da Rönesans bombasını patlatmıştır. Bu durumda Bizans?ın fethi, Skolastik Düşünce?nin bayatlaması gibi gerekçeler, Rönesans?ın ortaya çıkışına ilişkin uydurulmuş, dayanağı olmayan kuramlardır diyebilir miyiz? 🙂

Şaka bir yana, kitabı dilimize kazandıran, Rekin Teksoy başarılı çevirisinden ötürü teşekkürü ve övgüyü hak ediyor, kitap da iyi bir eğlencelik olarak okurlardan yeterli ilgiyi…

Decameron

Giovanni Boccaccio

Çeviren: Rekin Teksoy

Oğlak Yayınları