Bir dolap, dolabın içinde uzanmış kıpırtısız duran melek kanatları takmış bir kız ve büyülenmişçesine bu manzarayı izleyen bir erkek? Kitabın özü bir görüntüyle anlatılmak istense o görüntü bu olurdu herhalde.  Sessizliğin hüküm sürdüğü, kızın hareketsiz durduğu, adamınsa kanatlara ve kanatların sahibi meleğe dokunmak için yanıp tutuşarak geçirdiği birkaç dakika?

Bu sessiz iki kahramandan birinin adı Alma. Almanya?da yaşayan, monoton hayatına anlam arayan, bu anlamı da ?melek? olgusunda bulmaya çalışan, Avustralya?nın yerli halkı Aborjinlere meraklı genç bir kız. Anne ve babasından sonra hayatındaki tek ve en önemli insan, arkadaşı Almut. Beraber günlük işlerde çalışıp kalan vakitlerinde de resim sergilerine gidiyorlar. Gittikleri sergilerin teması da büyük çoğunluklar melekler üzerine oluyor. Almut bu sergilerden sıkılıyor olsa da, Alma bir tablonun önünde durup saatlerce tek kelime etmeden o tablo üzerine düşüncelere dalabiliyor.  Bazen de iki arkadaş yatağa uzanıp yerini Almut?un odasındaki haritadan ezberledikleri Avustralya?ya gidebilmenin, Aborjinlerle tanışabilmenin, o sıcak kıtada maceralar yaşayabilmenin hayalini kuruyorlar. Birlikte geçirdikleri bu sıradan günlerin birinde Alma, suçun ve uyuşturucunun kol gezdiği gecekondu bölgesi olarak bilinen favelalardan* birinde cinsel bir saldırıya uğruyor. Polislerin yaptığı sorgu ve ailesinin bitip tükenmek bilmeyen soruları yetmezmiş gibi, kromaj muayene masasında bacaklarını açıp jinekolojik olarak incelenmek onu büyük bir bunalıma sokuyor. Arkadaşını biraz olsun iyileştirmek isteyen Almut uzun zamandır hayalini kurdukları Avustralya yolculuğuyla ilgili tüm düzenlemelerini yapıyor ve ikili hayallerini gerçekleştirmek üzere yola çıkıyor. Bu yolculukta Aborjinlerle birlikte büyük düzlüklerde hiçbir şey yapmadan zaman geçirdikleri gibi, geçici işlerde çalışarak yaşamaya yetecek kadar para kazanıyorlar. Avustralya?da yaptıkları işlerden sonuncusu da her yıl düzenlenen Melek Festivali kapsamında melek kılığına girip şehrin belirlenen noktalarında hareketsiz bekleyerek tura katılan yarışmacıların onları bulmalarını beklemek oluyor. Alma da melek kılığına girecek figüran seçmelerinden geçerek, yarışmacıların tamamlaması gereken parkurdaki son melek olarak boş bir ofisteki bir dolapta sırtına taktığı gerçek tüyden yapılma kanatlarıyla onu bulacak kişileri bekliyor.

Kitabın diğer kahramanı Erik Zondag, işte tam bu anda karşısına çıkıyor Alma?nın. Avustralya?da düzenlenen kitap fuarı sonrası biraz da arkadaşının zoruyla katıldığı melek festivali kapsamında bulduğu parkurda gizlenmiş son meleğe, dolabın içinde yatan kıza bakarken, Erik?in tek hissettiği kanatlara dokunmak, ?o an?da asılı kalmak oluyor.

Orta yaşlı bir kitap eleştirmeni olan ve hayatının son dönemini gittikçe dibe vuran bir kariyer ve başarısız bir evlilikle geçirmiş olan Erik, o geceyi Alma ile birlikte sahilde geçiriyor. Gecenin sabahında ise Alma hiçbir şey söylemeden onu bırakıp gidiyor. Kızın neden birden bire hiçbir şey söylemeden gittiğini anlamasa da, kaderine hemen razı olup sıkıcı hayatına geri dönüyor Erik. İkilinin bir sonraki karşılaşması ise Erik?in sevgilisinin zoruyla katıldığı sağlıklı yaşam kampında oluyor. İzin alan masörün yerine geçici olarak masörlük yapan Alma yine bir anda Erik?in karşısına çıkıveriyor. Şaşkınlıkla masaj yatağına uzanmış ve neler olduğunu anlamaya çalışan adama bir yandan masaj yaparken bir yandan da üç yıl önce geçirdikleri o gecenin sabahında gidişinin nedenini açıklamaya çalışıyor. Masajın bitiminde de yine Erik?i bırakıp gidiyor.

Yazarın özellikle Alma?yı ?bir varmış bir yokmuş? gibi göstermesinin nedeninin, kızın meleklere olan saplantılı takıntısını okuyucuya verebilmek olduğu kanısındayım. Zira kitap boyunca melekler ve meleklerin zaman-mekân kavramı üzerine varsayımlarda bulunan Alma?nın bir yere bağlı kalamayışı ve ortadan kayboluşları, kendini meleklerle özdeşleştirmesiyle bire bir örtüşüyor. Ayrıca yazar, Erik?in hayattan tat alamayan bezgin duygularını, yaşanan olayları kolayca kabul etmesiyle aktarıyor. Başarısız evliliği sonrası boşanmasını, kan kaybına uğrayan kariyerini kurtarmaya çalışmamasını, sevgilisi nereye çekerse oraya giden bir yapıya bürünmesini ve son olarak Alma?nın ortadan kayboluşları sonrasındaki tepkisizliği onun boş vermişliğinin açık bir göstergesi olarak sunuluyor.

Yazar, uzun cümleler ve detaylı betimlemelerin yer aldığı anlatımı seçmesine rağmen, bölümleri iki sayfa kısalığında tutarak okuyucunun ilgisini kaybetmesini önlemeye çalışmış. Şuna da değinmek gerekir ki yazarın yaptığı uzun melek tasvirleri ve kahramanlar arasında geçen soyut temele dayalı uzun konuşmalar, çeviri sırasında başarıyla dilimize aktarılmış. Sürekli aynı kelimeleri kullanmaktan kaçınan çevirmen, verdiği dipnotlarla da okuyucunun daha önce hiç karşılaşmadığı kavramları sade bir dille açıklayabilmiş.

Hikâyeye tekrar dönecek olursak, kitabın tam ortası iki karakterin hikâye boyunca en kuvvetli hissedildiği yer. Bunun öncesinde iki kahramanı birleştiren, sonrasında da birbirinden ayıran olayları anlatmayı tercih etmiş yazar. İnsanların ?orta yolu bulma? çabaları, sürekli ideali arayıp iki taraf için de ?doğru? kararı vermeye çalışma nedenleri başarıyla kurgulanmış. Hikâyede vermeye çalıştığı o katıksız aşk duygusunu da bu yüzden seçmiş olmalı. Çünkü insan, aşkın en yoğun hissedildiği o sayılı günlerin bitmesini hiç istemez. Zira o günlerin sonu ?ya tamam ya devam? anıdır, kimsenin vermek istemediği o kararın verileceği zamandır.

Cennet Kayıp

Cees Nooteboom

Çeviren: Esen Tezel

Yapı Kredi Yayınları

Favela: Genellikle Brezilya?nın diğer bölgelerinden Rio ve ya diğer büyük şehirlere iş bulma ve daha iyi bir yaşam amacıyla gelen fakat eninde sonunda daha kötü bir yaşamla karşılaşıp uyuşturucu şebekelerinin eline düşen gençler ve her yaş grubundan fakir insanın bir araya gelip yaşadığı mahallelerdir. Yoksul insanların yaşam merkezi olan bu favelalarda genellikle işsiz gençler, uyuşturucu tacirleri, Afrika kökenli Brezilya vatandaşları oturmaktadır.