Bir gölgede iki kadın. Kıvranışları, hâkim duruşlarındaki yanılgı. Cinsiyetli kelimelerde kendilerini arayışlarının hıçkırıkları. İki aksak adımın gürültülü yankısı çınlıyor varlık içinde, yaşayışını tırmalıyor biri diğerinin: Yaşıyorsun benliğini ?sanki yanında hep başka biri daha varmış gibi??

Kadınların kaçışları esrarlıdır, eğer ki yanmışsa canları ruhlarından ve arınmak bir düş ritmi ise eksilmeyen hıçkırıklarından, bir gökyüzünün tersine izlemeye başlar dünya ve onlarınki Avustralya?da çizilir yüzlerindeki boşluklara. Aborjin esinli bir yolculuk tam da onların ifade ettiği gibi Düşzamanı?dır. Kendine kırılmışların altı çizili öyküsü Cennet Kayıp, yeryüzündeki aralara sığdırılmaya çalışılan bir varlık muhakemesi, her gece yüzleşmek zorunda kaldığımız.  ?Kadınlar başka türlü uçarlar.? diyor Cees, kahramanların kanatları şimdilik saklı, sessizlikle aynı olabilmek için. Yahut kendinden çekilmek, dünya ile aramıza sıkışan kim olduğumuz mücadelesini tek heceli sözcüklerle vermek. Uzanıyor zaman çöl gibi gecede ve biz bir kadını daha duymazdan geliyoruz. ?Benimle benim aramda, aşmayı öğrenmek zorunda olduğum bir boşluk oluştu.?

Cennet Kayıp

Cees Nooteboom

Çeviren: Esen Tezel

Yapı Kredi Yayınları