Umutlarımız büyüdükçe biz küçülüyoruz. Yine de onları kaybetmeye değmez, ama neden sadece o anda ihtiyacımız olan şeyi istemiyoruz? Umutlar ne kadar küçükse ve hayattan beklentilerimiz ne kadar olanaklıysa gerçekleşmesi de o kadar muhtemeldir. Tek umudum; her biten umudun ardından bir başkasının doğması. Hiç tükenmeyeceklerini biliyorum. Çünkü eğer tükenselerdi çağlar öncesinden adı unutulurdu ve Dickens bu romanı yazamazdı.
Bazen umutların hayal kırıklığına dönüştüğü de var tabii. Tıpkı Phillip’e olduğu gibi. Ama kitabın son cümlelerinin gösterdiği gibi onun içinde biten bir umudun ardından bir yenisi doğuyor. Onun için umut; bir daha hiç düşmeyeceğinden emin olduğu ayrılık gölgesi. Aslında hayatı boyunca ihtiyacı olan tek şey buydu. Uzun zaman sonra gerçekten olanaklı, gerçekleşmesinden emin olacağı kadar muhtemel bir umut. Emin olmak? Umut ederken emin olamayız. Emin olmak sabretmeye yakışır. Sonunda gerçekleşeceğini bildiğimiz bir şey için sabrederiz. Ama umut etmek risk almak demektir. Düşüncelerin en tehlikelisidir belki de. Fakat umut etmeyi hala güncel kılan tek şey içinde gizlenen bu bilinmezliktir. Olumlu yanıt almasak bile, kesin olarak “hayır” denilmeyen bir yer güzeldir. Belki de “hayır” sözünü duymaya cesareti olmayan insanlar umut eder sadece. Bazılarıysa en kötüsünün daima araf olduğunu söyler. Fakat arafta kalanlar bile işin kesinliğe, “evet” e ya da “hayır” a dönüşmesi için umut etmezler mi? Öyle olmasa Pandora’nın kutusundan geriye kalan tek şey umut olamazdı asla.
Kitabın yazarı, İngiltere doğumlu Dickens; romanlarında Sanayi Devrimi sırasında insanların çektiği acıları ve yoksullukları gerçek bir dille anlatmış ve en başarılı romanlarından biri olan bu yapıtta; kişilerin zaaf ve başarısızlıklarını, çağın değerleri üzerinde durarak anlatmıştır. Bunlar, kitabın ana karakteri olan Phillip’in umutlarının ve kaçınılmaz hayal kırıklıklarının baş kaynağıdır aslında.
Phillip Pirrip. Kısaca Pip. Soyadlarının Pirrip olduğunu babasının mezar taşından öğreniyorlar ablasıyla. Pip küçük yaşta anne-babasını ve beş küçük erkek kardeşini kaybetmiş, ablası ve onun kocasıyla yaşayan küçük bir çocuk sadece. Bir gün mezarda tanışacağı bir adam sayesinde hayatının değişeceğini bilemeyecek kadar küçük…
Ne zaman, nerede başımıza ne geleceğini bilemeyiz. Pip de bilemedi. Yıllar önce etmiş olduğu küçük bir yardımın, yarın ona büyük bir umut olarak döneceğini ve bu umudun ardına düşüp daha fazlasını istemekle büyük hayal kırıklıklarına uğrayacağını. Fakat sonunda yine bir umut doğmuştu işte. Önemli olan da buydu zaten. Gerçekleşmeyecek olsa bile bir umudun varlığını hissetmek.
Bazen beklentileri küçültmek gerekir. Bazı şeylerden feragat ederek daha büyüklerini kazanmayı bilmek ve içinden, bize gerekli olanlarını ayıklamak. Bunlar ömür boyu bizimle kalacak olanlardır. Seçmeyi bilmek ve küçük umutlarla, küçük anlarla mutlu olmayı bilmek gerekir. Çünkü büyük olan her şeyin bedeli de büyüktür. Bana göre Pip için hayatında kayda değer tek şey Estella’ydı. Onun son umudu ve tek aşkı olan Estella. Eğer sadece onu ummuş olsaydı çok daha az acı çekerdi hayal kırıklıklarının sonunda. Ama kitap bittiğinde ikisinin de yaşadığı hayal kırıklıklarının verdiği tecrübeyle, birbirlerini daha iyi anlayacaklarını ve daha fazla değer vereceklerini umut ettim. Üstelik ortada yine her zamanki gibi bir ayrılma bahsi varken. Estella; “Uzakta da olsa dost kalacağız,” demişken ben Pip’e inandım ve onunla birlikte oturup umut ettim. Belki bu diğerlerinden daha büyüktü ama yine de imkânsız değildi. Tıpkı gerçekleşmeyen her umut gibi…

Büyük Umutlar
Charles Dickens
Çeviren: Nilgün Temren
Boyut Yayınları