Bütün Ruhlar Günü, Hollandalı yazar Cees Noteboom?un şiirsel ve felsefi anlatımıyla kaleme aldığı bir roman. Geçmişini unutamayan Arthur yaşadığı hüznü Berlin şehrine yükler. Çünkü en az kendisi kadar Berlin de hüzün doludur. Unutuş bir yaşam biçimi olarak kanıksanmış olsa da, yaşanan o zaman dilimi insanların yüzüne donuk bir anlam bırakmıştır.

?Hiç bu yüzyılda olduğu kadar çok katliam, cinayet, soykırım yaşanmamıştı. Bunu kimseyle konuşmanın lüzumu da yoktu zira herkes biliyordu. Belki de saldırı, tecavüz, on binlerce insanı yok etmek henüz en kötüsü değildi – en kötüsü, bunların hemen unutulması, yedi miyarlık bir nüfus için artık bunun bir önemi yokmuş gibi günlük hayatın akışına dönülmesiydi.?

Arthur Daane eşini ve çocuğunu bir uçak kazasında kaybettikten sonra içine kapanır. Aklında son kalan, fotoğraf karesinde donmuş bir anı; havaalanında el sallayan sarışın bir kadın. O kazanın ardından dizüstü bilgisayarı, kamerası ve cep telefonu ile gezip görüntü toplayan bir seyyaha dönüşür. Arthur iki dünya arasında sıkışıp kalmıştır. Biri her akşam televizyon kanallarında izlediğimiz trajedi dünyası, diğeri ise kamerasıyla çekmeye çalıştığı arka planda gizli kalan bir dünya.

?Hazmı zor bir geçmiş hapı biçimindeki terör dozundan herkes payına düşeni almıştı.?

Almanya?nın yakın geçmişinde yaşanılanlar Hollandalı yazar Cees Noteboom?un kaleminde yeniden canlanır. Berlin? Ne çok acı çekti, ne çok kan döküldü. Bölündü, parçalandı, gururu kırıldı ve isyan etti. Bir şehri şehir yapan binalar ve seslerdir. Bilirsiziniz ölüler dilsizdir. Bu şehir geçmişiyle hesaplaşmak isteyen çığlıklarla doluydu. Bedenler gökyüzüne çıkarken kelimeler hece hece dökülür kaldırımlara, yollara. Zaten yazar da bugüne eşlik eden bu sesleri, romana refakatçi olarak bölüm aralarına ekler.

Filozof Arno, heykeltıraş Victor, fizikçi Zenobia ile buluşup yaşam ve kaybolma üzerine tartışırlar. Karısı Roelfje?nin yokluğunu anlatabildiği tek arkadaşı Erna ise, hep bir telefon uzaklığındaydı.

?Kimsenin suratından suçlu ya da kurban olduğu anlaşılmıyordu ama kaderlerine yürüyen bu insanların istisnasız hepsi donmuştu.?

Onu takip eden her ambulans sireninde sarsılır, kaçmaya çabalar. Tıpkı lisedeyken kahramanı olan Odysseus?un, sirenlerin büyülü çığlıklarına kapılmamak için kendisini gemi direğine bağlatması gibi. Arthur da kendini Berlin?de bir kütüphanede tanıştığı Elik Oranje?ye bağlar. Bu gizemli kadının peşinden hayatı ve yaşadıklarını yeniden sorgular.

Katolikler her yıl 2 Kasım?da ölmüş ruhlarını anarlar. Soğuk, sisli bir fotoğraf karesinde biter roman. Servilerin arasından sızan kış güneşi mezarları aydınlatır. Hayatta olmayanların sessiz çığlıkları şehrin gürültüsüne karışır.

?Herkes küçük bir rolde oynuyor ama kimse filmin tamamında yok.?

Bütün Ruhlar Günü

Cees Noteboom

Çeviren: Burcu Duman

Yapı Kredi Yayınları