“Yaşam, tekrarlarla ilerler” derdi bir büyüğüm. Bugün ülkemde olanlara baktığımda, sadece kişisel tarihimizin değil, ülke tarihimizin de aynı döngüde ilerlediğini görüyorum.

Boğazımdaki Yumrular da bu döngüyü ispat eden bir roman.

Genç yaşta âşık olduğu Mehmet’in peşinde Türkiye’nin doğusunu dolaşan Elif’in hikâyesi.

Elif, anestezi uzmanlığı eğitimi alırken genç subay Mehmet’le tanışır ve evlenirler. Hikâye de tam burada başlar. Okurken dehşete düştüğüm satırları oldu kitabın. Eşine kavuşmak için heyecanla yola çıkan Elif’in asker kimliğini ayakkabısına saklamak zorunda kaldığı satırlar bunlardan sadece biriydi.

Dağ karakolunda görevli Mehmet’i günlerce haber alamadan pencerede bekleyen bir kadının aşkı.

Kadın gözüyle doğuya, vatana, askere, aşka, ölüme, teröre, sadakate, anneliğe bakışın romanını yazmış Ayser Özbulut.

Çizdiği en çarpıcı sahnelerden biri, bir gece önce eşinin ve askerlerinin canına kasteden teröristi ameliyat masasında iyileştirmek için mücadele vermesi olmuş. İnsan olmanın, mesleğine sadakatin en çarpıcı yanlarından birini dökmüş kelimelere. Ya da Komutan Eşi Elif’in, bir anne olarak başka bir anneye evladını kaybettiğini ilk söyleyen olma zorunluluğu. Kucağındaki bebeğiyle birlikte kolunu da kaybeden polis eşi. Tüm bunları okumak bildiğiniz ama bilmemeyi seçtiğiniz her şeyin idrakına varmak gibi.

Zamanın ilaç değil kara bir örtü olduğunu anlatmış okuyucusuna. O örtüyü kaldırdığınızda acı aynı tazeliğiyle orada bekliyor yaşayanı.

Okurken aynı zamanda Elif ve Mehmet’in büyük aşkına da tanıklık ediyorsunuz. Onca kötülük arasında aşkın yaşayabileceğine inandırıyor sizi.

Bu hikâyeyi okurken bugünün Türkiye’sine nasıl bakmamız gerektiğini de anlattı bana. Değişen sadece tarih, olanlarsa hep aynı. Aynı oyunun devamı sanki yaşadıklarımız.

Gerçekleri görmeye, anlamaya cesaretiniz varsa Boğazımdaki Yumrular’ı mutlaka okuyun.

Boğazımdaki Yumrular

Ayser Özbulut

Ceres Yayınları