Sıkışır kalır hayatımız bir kıyıda. Kıvrıla kıvrıla uzanır yollar, her virajdan sonra yeni bir umut vardır, bizi bekler ve hemen kaybolur. Herkes bir umuda sarılır, birini bekler, bir ana sarılır kalır. Kimi geçmişe takılır kalır, durmadan kendini tekrar eder durur. Kimi umudu çok uzaklarda var sanır. Derken bir elma düşer, yuvarlanır, yuvarlanır… İşte tam o an geldi, her şey aydınlanacak, ama o da son bulur, bir yere takılır kalır…

Bu yarım kalmışlığın, sıkışmışlığın, umudun, umutsuzluğun öyküsü Bir Zamanlar Anadolu’da. Bir ölümü yaşar ömrümüz, her an yavaş yavaş ölür, biz ne kadar da acele etsek de onun hiç acelesi yoktur. Yaşam ölümün elindedir,  her virajda bize kendini duyurur. Hep uzaktadır umut, bekler dururuz. Sanki biz değil de o bizi bekler durur. Bir adım ötemizde ama öylesine uzaktadır ki, bir türlü kavuşamayız. Sanki görünmez bir el bizi tutsak eder, bizi kendimize mahkûm eder. Tüm beklentilerimize rağmen böyle yaşamamızı ister. Ve her şey durmadan usanmadan kendini yineler… Sanki bir sineğizdir,  camdan gideceğimiz yeri görüp durmadan çabalayan, hep aynı çabayla usanmadan savaşan.

Kendi savaşında yorulan ve boğulan insanların öyküsü Bir Zamanlar Anadolu’da anlatılan.  Öyle ki, insanın ruh hali ile filmin hareketi ve öyküsü birleşiyor. İnsanın hissettikleri atmosferle bütünleşiyor. Böylece bize tatlı,  huzurlu, eğlenceli görüntüler sunmak yerine insanın iç dünyasını rahatsız eden, bir atmosfer sunuyor. Öyle ki sizin de o atmosferi hissetmenizi sağlıyor. Size de her virajdan sonra bir umut açıp yok ediyor; tıpkı hayatınız boyunca defalarca yaşadığınız gibi…

Bir Zamanlar Anadolu’da

Yöneten: Nuri Bilge Ceylan