Giriş
Bir Yazarın Günlüğü, Dostoyevski?nin Grajdanin ve Dnevnik Pisatelya dergilerinde yer alan yazılarından oluşuyor.

1873?te Dostoyevski Grajdanin?deki ?Bir Yazarın Günlüğü? başlıklı köşesinde 16 yazı yayımlar. Bu yazılar; Rus gündelik yaşamı, Rus ahlakı, sanat, edebiyat, toplumsal yaşam konularını içeriyor.

1873?ten sonra Dostoyevski dergideki günlüklerine 3 yıl ara verir. Yazarın biyografisine baktığımızda, bu 3 yıllık arada Delikanlı romanının çalışmalarının sürdürüldüğünü ve nihayet 1875?te aynı romanın Otoçestvenniye Zapiski?de yayımlandığını görürüz. Hayranları için hemen belirtelim, aynı yıl Dostoyevski?nin Alyoşa adını verdiği bir de çocuğu dünyaya gelir.

1876?da Dostoyevski bu kez köşesinden ilhamla, aynı adla [Dnevnik Pisatelya (Bir Yazarın Günlüğü)] kendi dergisini yayımlamaya başlar. 55 yaşındaki Dostoyevski böylece günlüklerin 2 yıl boyunca aksamadan yayımlanacak en büyük bölümünü yazmaya başlar. Aynı yıllarda artık yazarın sağlığı iyice bozulmuştur. Bir Yazarın Günlüğü, 1880?de yalnızca bir sayı çıkar, 1881 Ocak ayındaysa son sayısı çıkar. 28 Ocak 1881?deyse Dostoyevski hayata gözlerini kapar.

Burada bir parantez açalım. Derginin yayımlanmadığı, sağlığının kötüleştiği 1878-1879 yılları arasında yazar boş durmaz. Aynı yıllarda tanıştığı Aziz Tihon Zadonski?nin öğretilerinin de etkilerinin görüldüğü Karamazof Kardeşler romanını tamamlar.

Dostoyevski?nin günlüklerinde; Rus ülküsü, Rus halkının yüceliği, ahlak, adalet, sanat, Osmanlı-Rus Savaşı ve Osmanlı-Sırp Savaşı, Slav düşüncesi, Doğu ve Batı kıyaslamaları, dönemin gündemini meşgul eden siyasal, toplumsal olaylar gibi konular ele alınır. Ayrıca eserde Dostoyevski?nin ?Bobok, Tuhaf Adam, İsa?nın Noel Ağacındaki Çocuk, Uysal Kız? başlıklı fantastik öykülerini okumak mümkün. Bunların yanı sır,a gerçek ya da hayal ürünü duygusal anlatıları da okuma şansı elde edebilirsiniz.

Dostoyevski ve Türkler
Kitapta biraz da milletçilik duygusuyla, daha önce hep romanlarıyla dost olduğumuz yazarın Türkler ve Osmanlı Devleti hakkındaki düşüncelerine ilgi göstermemek elde değil.

Dostoyevski bu konuda da, diğer pek çok düşüncesinin temelini teşkil eden, Rus ve Slav halklarını üstte tutmaktadır. Ona göre Slav halkları, özellikle Osmanlı-Rus Savaşı?nda (1877-1878) Türklerin zulmü altında ezilmiştir. Ve bu zavallı insanlara Rus ülküsünden hareketle her anlamda destek olmak gerekmektedir.

Ben kendi adıma bu satıları okuduğumda Dostoyevski?ye karşı içimde hiçbir öfke duymadım. Yazarı, yazılanları kendi dönemi ve kimliği içinde değerlendirmek gerektiğine inanıyorum her zaman. Bilakis bu satırlar bende yeni ufuklar açtı, olaylara daha evrensel bakabilmemi sağladı. Daha önce hep zulme uğrayan taraf olarak dinlediğim olayları, bir de karşı tarafın gözünden izleme olanağı elde ettim.

Dostoyevski?nin katı milliyetçiliğe kayan düşüncelerinden beni en çok etkileyense ?İstanbul er ya da geç bizim olacak? sloganı oldu. Fakat burada yine etkileyici olan tahminlerin ötesinde bir düşünceydi. Beni asıl üzen, neredeyse dâhi diyeceğim usta bir romancının bu kadar basit düşünebilmesiydi.

Bir Yazarın Günlüğü?nün Osmanlı ile ilgili bölümleri subjektif, kendi içinde dayanağı olan ve gerçekten karşı tarafı anlatan metinler.

Dostoyevski, Avrupa ve Rus Aydını
Sıkı Dostoyevski okurları yazarın ilk Batı Avrupa seyahatini ve ziyaretin ardından Vremya dergisinde yayımlanan ?Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları?nı hatırlarlar.

Dostoyevski öfkeli ve alaycı bu Batı eleştirisini yayımladığında kırklı yaşlarındaydı, on beş yıl sonra ise düşüncelerini çok değişmemiş, hatta daha sertleşmiş bulabilirsiniz.

Yazara göre Rus halkının yozlaşmasının temelinde Ortodoks düşüncesinden uzaklaşma ve Avrupalılaşma vardır. Halk ile aydın zümre arasındaki kopukluğun asıl sebebi de budur. Açıkçası Rusya özelinden ziyade, buna benzer tartışmaların aslında bugünün Türkiye?sinde de yapıldığını düşünmek oldukça ilginç.

Dostoyevski, günlüklerinde sosyalizm ve Batı?nın geleceğine dair kehanetlerde de bulunuyor. Ama şu ana kadar bu kehanetler de İstanbul?un fethi gibi temenniden öteye geçebilmiş değil.

Fakat Batı ve Rus toplumu üzerine düşüncelerinden ötürü Dostoyevski?yi yargılamadan önce, dönemin pek çok Rus aydın ve yazarının düşüncesini okumanız da tavsiye olunur.

Toplumsal Olayları Ele Alış
Bir Yazarın Günlüğü?nde Dostoyevski dönemin güncel olaylarına da sıkça yer vermiştir. Burada güncel olayları ikiye ayırabiliriz. Bunlardan ilki, Dostoyevski?nin kendi edebî çalışma ve çatışmaları gibi güncel konular. Diğeri ise toplumu derinden sarsan olaylardır.

İlk grupta anlatılanlar, yazarın dönemin edebiyat dünyasındaki konumunu, girdiği tartışmaları, edebî fikirlerini benim gibi merak edenler açısından oldukça merak uyandırıcı. Hele bir de yazarın günlüğünü okurken ?belki de şu satırlardan sonra bir çay molası verip Karamazof Kardeşler?in bir bölümünü yazmıştır ya da kurgulamıştır? gibi romantik düşüncelere kapılmak oldukça güzel.

Toplumsal olaylara geldiğimizde, biraz da bizim dönemin kurum ve kişilerini tanımamamızdan ötürü, metinler zaman zaman sıkıcı bir hâl alabiliyor. Fakat Dostoyevski?nin güncel olaylardan hareketle evrensel düşüncelere giden düşünüş şekli, bu tür metinler için yeni bir rahatlama alanı niteliğinde.

Bir örnek vermek gerekirse; Kroneberg davasını uzun uzun anlatır yazar. Fakat konuyu burada bırakmaz, olaydan yola çıkarak avukatlık mesleği, aile yaşamı, ahlak gibi olgulara ulaşır. Ayrıca bu tür toplumsal olayları anlatırken Dostoyevski?nin taraflılığı ve duygusallığına birebir şahit oluyorsunuz. Olayları ?felaketleştirerek? anlatmayı, romanlarında olduğu gibi burada da başarıyor.

Son Söz
Dostoyevski günlükleri 1.210 sayfa. Yani bu esere iyi bir zaman ve tabii öncesinde de iyi bir para (60 TL) ayırmanız gerekiyor. Fakat kitabı bitirip kapağını kapadığınızda yaptığınız yatırımın karşılığını fazlasıyla alıyorsunuz.

Benim son olarak naçizane tavsiyem, Dostoyevski?nin tüm eserlerini okuduktan sonra günlüklere başlamanız. O zaman yazılanlar, kişiler, olaylar, mekânlar, tartışmalar daha da anlam kazanıyor.

Bir Yazarın Günlüğü

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Çeviren: Kayhan Yükseler

Yapı Kredi Yayınları