Nasıl anlatsam, nereden başlasam? Kitabın içinde kayboldum, diyebilirim.

Kitabın hikâyesi ilginç. Kitap İngiltere ve New York?ta basılıyor ve biz onunla çok geç tanışıyoruz; ne yazık ki. Tabii bunun bir nedeni var. Ama bence bunu okuyarak öğrenmelisiniz. Dr. Arın Bayraktaroğlu çok güzel çevirmiş dilimize. Böyle güzel bir çeviri okumadım desem, yalan olmaz sanırım.

Kendimi Orga Ailesi?nin bir parçası gibi hissediyorum şu an. Bu hem sindire sindire okuduğum için, hem de kullanılan muhteşem dilden kaynaklanıyor.

1910?ların başından 1940?a kadar uzanan bir zaman diliminde Orga Ailesi?nin yaşadığı her şeye tanık oldum. Hem de ne tanık olmak! Yine yanlış kelime kullandım. Tanık olmadım, resmen yaşadım.

İnsanlar çok büyük acılar yaşamışlar. Ölümü her an enselerinde hissedip bu duyguyla yaşama bir şekilde tutunmaya çalışmışlar. Açlık, savaş, ölüm, adaletsizlik, çaresizlik. Bunlarla sürekli iç içe yaşamak… Nasıl dayanılır? Ama dayanmışlar işte. Ve bu durum o kadar normal bir şeymiş gibi anlatılmış ki. İşte o yüzden bu kadar etkilendim.

İrfan Orga?nın oğlu Ateş Orga?nın sonsözü ise eksik kalan parçaları tamamlıyor. Çünkü kitap öyle bir yerde bitiyor ki ister istemez merak ettim İrfan Bey?in yaşamının geri kalanını. Ama o sonsöz bütün merakımı giderdi, hatta daha fazlasını.

Ve en sonunda yer alan resimler? Bilerek ve isteyerek, kitap bitene kadar bakmadım resimlere. İyi ki bakmamışım. Kitabı bitirip sıra resimlere gelince çok duygulandım. 355 sayfa boyunca âdeta yaşadığım olayların kahramanları karşımdaydı işte. Bir belgesel tadındaydı her şey.

Orga Ailesi?nin öyküsünü bence mutlaka okuyun.
Bu yazı http://kitapdelisigizem.blogspot.com/ ‘dan alınmıştır. Gizem Irgan’a teşekkürler.

Bir Türk Ailesinin Öyküsü

İrfan Orga

Everest Yayınları