?Kudretli kılıç kınında durur.?

Japon atasözü

Hansel ve Gretel’deki cadının, pasta evini korumak isteyen yaşlı bir kadın olduğunu; Süpermen’in değil fakat baş düşmanı Lex Luthor’un aramızda yaşadığını; Romeo’yla evlenseydi Jülyet’in bir gün tarla kuşuna (!) dönüşeceğini, ne öpmekle ne de evlenmekle bir kurbağanın değişmeyeceğini,  gerçek insanın Raskolnikov olduğunu anladığımız gün çocukluğumuz bitmiştir. Bundan böyle kahramanlarımız “Mutlak İyi Adam”ın yerini alan Dr. House, Bart Simpson, Dedikoducu Kız, Garfield, Umutsuz Ev Kadınları ve Behzat Ç.

Trevanian takma adıyla macera romanları yazan Rodney William Whitaker, 1979 yılından bu yana satış rekorları kıran Şibumi‘de yeni nesil bir kahramanla tanıştırıyor okuru: Nicholai Hel. Yarı Rus, yarı Alman asıllı olan Hel, Şangay’da doğmuş, bir Japon generali tarafından yetiştirilmiş, yedi dil bilen profesyonel terörist avcısı,  korkusuz mağaracı, usta bir go oyuncusu ve filozof.

Batılı genlerinin üzerine Doğu değerleriyle aldığı eğitimle kişiliğini inşa eden Nicholai’ye dışarıdan bakıldığında sahip olduğu özellikler fark edilmez; çünkü o sadeliğin ve olgunluğun peşindedir. Nüfusa Hollywood?da kayıtlı süper kahramanlar gibi rengârenk elbiseler giymez; sıradışı özellikleri, bilimsel bir kaza sonucu ya da teknoloji destekli değildir. Her biri yoğun eğitimler, insanı insan yapan acılar sonucu kazanılmış, hepsinin bedeli ağır bir şekilde ödenmiştir. Bezirgân çağın akıntısına kapılmadan, felsefeye, sanata, doğaya, onura, bilgeliğe ve daha birçok insani değere yoğun bir saygı besler. Klasik kahramanlar gibi görevlerini başarıyla tamamlar ama bunu yaparken yöntemleri daha farklıdır.

Hel’in yaşamı; Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler?de işlediği, doğduğu anda ebediyen belirlenmiş olan etnik köken, coğrafya, aile, zaman arasında sıkışmış insanın, yaşam sürecinde yaptığı tercihleriyle özgürleşebileceği savını destekliyor. Daha karmaşık bir kimlik talep eden herkes toplum dışına itilmiş bulur kendini. Maalouf?a göre, kimlik insanın ne milliyeti, ne ırkı, ne de dini. Kimlikle kastedilen, tabii ki bu değerlerin de bir arada bulunduğu o insanı özel olarak tanımlayan aidiyetler, tercihler, eylemler? Karmaşık etnik ve kültürel yapısı yüzünden kimi zaman kendini bu dünyada nereye koyacağını bilemeyen Hel, zaman zaman bu durumu lehine çevirebilmekte.

Yazar, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükler, kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak gönüllülük, hâkimiyet peşinde olmayan otorite şeklinde açıklanabilen Şibumi kavramını Go oyunu ile özdeşleştiriyor. Go sadece mantıkla kavranabilecek bir oyun değildir. Batı dünyasının galibiyet odaklı oyunlarından en büyük farkı, tamamen kazanma veya rakibi tamamen yok etme amacı gütmemesidir. Kazanan oyuncunun üstünlüğünü, tahta üzerinde egemenlik kurduğu alanın daha fazla olması gösterir. Basit bir go manevrası olan ?Yalnız olan taşa saldır? Pearl Harbor saldırısının arkasında yatan soğuk mantıktır.

Rüzgâr Gibi Geçti‘nin Scarlett’i gibi, tedirgin edici bir hayranlık uyandıran Nicholai Hel’in II. Dünya Savaşı sonrası, Japonya’da tutuklanması ile emekli olup Bask Bölgesi’ne yerleşmesi arasındaki geçen zaman aralığı, okurlara bu yıl Don Winslow tarafından Satori adlı romanla sunuldu.

Winslow,  hayranı olduğu Trevanian’ın ajansından, 2005 yılında hayata veda eden gizemli yazarın yerine geçme önerisi alınca çok şaşırır. Açıkça ”Yeni Trevanian olmaya ne dersin?” diye sorulur kendisine. Güç ama onur verici ve keyifli olacağını düşündüğü öneriyi kabul eder ve ?Satori? (Zen Budizminde aydınlanma)  kavramının gölgesinde Trevanian’vari bir üslupla,  Tokyo’dan Çin’e, Çin’den Vietnam’a ”soğuk savaş” yıllarının gerilimini büyük bir ustalıkla anlatır.

Son cümle Şibumi‘den bir alıntı olsun:  ?Zaman ancak, içi boş olduğu zaman ağırdır…?

Şibumi

Trevanian

Çeviren: Belkıs Çorakçı

E Yayınları