Üniversiteden mezun olunduğu andan itibaren hayatımıza giren işe giriş mülakatları, onlarca tecrübe, onlarca farklı insan profili. Bekleme Salonu oyunu, bu süreci o kadar gerçekçi işlemiş ki son dakikaya kadar heyecan dorukta bekliyorsunuz. Acaba ne olacak?

Oyunda, bu mülakatın öncesinde beklemekte olan adaylar ele alınmış fakat aslında mülakat mevzu kendi başına genel kapsamıyla oldukça kafa yorulması gereken bir konu.

Düşünsenize özgeçmişinizle birçok insanı geçip değerlendirmeye alınıyorsunuz. Telefon geliyor ve karşınızda işinizde ne kadar iyi olursanız olun ağırlıklı öznel bir süreç… İlk diyalog istisnalar hariç hep aynı.

Yetkili- Merhaba. Hoş geldiniz, … Bey/ Hanım.  Ben …

Sen-      Memnun oldum.

Yetkili- Yerimizi kolay buldunuz mu? (Bu soruyla karşılaşmayan var mı?)

Sen-      Kolay/Zor/ Taksiyle geldim/ krokiniz yardımcı oldu… vb. (Ne anlatıyorum ben!)

Yetkili- Firmamıza … pozisyonu için başvurdunuz kendinizi anlatabilir misiniz?

Bu arada bir şey içer misiniz?

Sen-     …(Filanca kitapta içmeyin direkt elenirsiniz yazıyordu ama susuzluktan dilim damağım kurudu ne yapsam?) Hayır, teşekkürler mi desem sadece su istesem mi? …

Neyse girişi atlattınız. Hakkınızda belki de bir daha okunamayacak kadar hızlıca notlar alındı.

Ve beklenen an son derece özgün sorular başladı.

– Güçlü Yönleriniz nelerdir?

– (Hazırsınızdır tek solukta söylenir.)

– Zayıf ya da geliştirmek istediğiniz yönleriniz nelerdir?

– Zayıf yön mü o da ne? Olsa olsa “mükemmeliyetçiliğim” olabilir.

(Bravo size.)

Ve final.

– Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

– (Esnek çalışma saatleriyle 7/24 çalışıp, acıkırken değil tam 12:00’de yemeğe yiyerek, küçük bir kasabaya yerleşmeyi hayal ederken demek var ya neyse ) Tabii ki … müdürü olarak görüyorum.

Yetkili kişi elinde kalem çoğu kez göz teması kurmadan hızlıca notlarını almaya devam ediyor. Sonra size gülümser, diğer adaylarla görüştükten sonra biz size en kısa zamanda döneceğiz, der ve sizi uğurlar. Malum onlarca aday vardır. Sonra sizin için bekleyiş başlar. İşi gerçekten isteyip istemediğinizi bile çoğu kez düşünüp tartmaksızın mülakatı kazanılması gereken bir yarış gibi görürsünüz. Yahut tam tersi o iş için biçilmiş kaftan olduğunuza eminsinizdir ama acaba görüştüğünüz kişi bunu görebilmiş midir? Ya da siz kendinizi bu kısa sürede yeteri kadar ifade edebilmiş misinizdir?

Sorular kafanızda döner durur, bu tiyatro oyununu izlerken mülakatsız personel seçimi olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan.

Bekleme Salonu

Yazan ve Yöneten: Yiğit Sertdemir

Kumbaracı50