Becket’in öyküsü her çağda, her ülkede herkesin öyküsü olabilir.

Roland Pietri

“KRAL: Nasıl, Thomas Becket, şimdi memnun musun? İşte mezarının başında çırılçıplağım. Birazdan keşişlerin gelecekler, dövecekler beni. (…)

Anlaşsak daha iyi olmaz mıydı?

               Yanda bir sütunun ardında, Becket belirmiştir, öldüğü günkü gibi başpiskopos kılığındadır. Tatlılıkla konuşur.

BECKET: Anlaşamazdık ki.

KRAL: Söylemiştim sana: ‘Önce Krallığın Onuru!’ demiştim. Üstelik de sen öğretmiştin bunu bana.

BECKET: Ben de sana karşılık vermiştim. ‘Önce Tanrının onuru!’ demiştim. Tartışmamız bir sağırlar konuşmasıydı.”[1]

İnsanın, Tanrının, kralın (…) onuruna ve kralın gururuna; hiçliğin, varlığın, kibrin, krallığın, İngiltere’nin, Saksonya’nın ve Fransa’nın ve Tanrısızlığın -sanrısının- ve Cantorbery Başpiskoposu Thomas Becket’in şerefine:

-Yaratılmış bir tarihin- oyunu: BECKET.

Zamansız…

Geçmişin, geçmişin izi olan bugünün ve bugünün sarkacı olan yarının,

Jean Anouilh’in dehasından sızan kelimelerin oyunu:

Thomas Becket, İngiltere Kralı Henry’nin tek dostu, yoldaşı, akıl hocası. Sonrasında mühürdarı. Öncesinde çapkınlık arkadaşı, yareni, atmaca ustası, derken papazı, başpiskoposu, her şeyi; nihayetinde hiçbir şeyi. Sevgisi, kardeşi, uşağı. Nefreti fakat dostu; kabusu fakat özlemi; ruhunun düğümlerini kemiren bir tahtakurusu fakat ona çiçekler deren bir gül bahçesi…

Henry, İngiltere Kralı. Otoritenin -Feodalitenin, aynı zamanda modern devletin sembolü olan otoritenin- kibrin ve siyasi iktidarın şiddet kullanma tekeline dair (…) her şeyin sembolü.

Becket, Kralın deyişiyle: ” Küçük Saksonyalı ”. Yenilmiş bir halkın, tüm yenilmişliğine tek başına meydan okuyan dehası. Babası Gilbert, Saksonyalı. Annesi, Mağripli bir prenses;

“GWENDOLİNE: Bir güzel Mağripli, bir paşa kızı,

Gönlünü kaptırdı yiğit Gilbert’e.

Açıkça söyledi ona aşkını,

And içti ömrünce seveceğine.”[2]

Becket, devlete (iktidarın ehlileştirilmemiş gücüne) karşı aklın sembolü. Aklın insanı, ülkeyi, doğayı, onuru ve onun yokluğunu nerelere götürebileceğinin göstergesi. Kralın (devletin) tek dostu (akıl). Devletin ancak akılla yönetilebileceğinin örneği. Fakat kralın (devletin) kıskandığı, öykündüğü:

“KRAL: (…) Onu tanımadan önce benim de sizler gibi olduğumu düşünüyorum da! Koca bir içip geyirme, karı düdükleme ve adam devirme makinesi! Becket, ne soktun bunun içine de tersine çevirdin her şeyi? (Birden sorar) Baron, siz de, bazı bazı, düşünür müsünüz?”[3]

Ve aynı zamanda (sonraları) korktuğu tek adam…

Jean Anouilh, bilincin sınırlarını olabildiğine zorlayarak orada insan onuruna dair bir gedik açabilmek için insana dair evrensel değerleri, dönemin koşulları ile siyasi, dini ve sosyal otoriteyi merkeze alarak; sevgiyi, aşkı, insan onurunu, gururu ve iktidar şehvetini, Tanrıyı ve ölümü sorgular;

Becket ile Henry artık ritüel haline gelmiş av merasimlerinden birine çıkmışlardır. Aniden bastıran yağmurdan kaçarlar, ormana yakın bir köy evine sığınırlar. Anouilh köy evinde, kraliyet ile halk arasındaki uçurumu ortaya serer. Hava soğuktur. Kral üşür. Köylüye odun getirmesini emreder. Fakat köylünün, ormanın içinde yaşayan köylünün, belirlenen kotanın dışında odun kesmesi yasaktır ve odunu kalmamıştır. Odun kesmeye yeltenmesi durumunda da kellesinden olacaktır. Kral emreder; git ve bana odun getir! Kralın karnı acıkmıştır. Yemek ister. Fakat köylü kötü kokan bayır turpundan başka bir şey yiyemez. Çünkü ormanda sadece bayır turpu yetişir ve köylü bulunduğu yerleşkeden ayrılamaz. Ayrılırsa… Anouilh köy evinde kadının onurunu ve toplumdaki konumunu sorgular. Kralın yaklaştığını duyan evin genç kızı saklanır. Fakat kralın gözünden kaçamaz. Kral kıza el koymak ister. Kızın gençliğinin ve güzelliğinin şehvetine kapılmıştır. Becket girer araya.

“KRAL: (Becket’e) Ne versem hoşuna gider?

BECKET: (Usulca) Şu kızı. (Kısa bir süre sonra ekler) Hoşuma gidiyor.

KRAL: (Suratı asılır, bir sessizlikten sonra) (…) Peki, öyle olsun! Ama ben sana, sen bana, bunu hatırlayacak mısın?

BECKET: Evet, Efendimiz.

KRAL: Ben sana, sen bana: soylu sözü mü?

BECKET: Evet, Efendimiz.”[4]

Anouilh, Becket ile kilisenin (kiliseyi merkeze alarak bütün dini otoritenin) siyasetteki etkisini, dini önderlerin halkın sırtından geçinerek (oyun boyunca dini önderler inananlardan ”koyunlarım” diye bahsederler, Becket bile.) zenginlik içinde sefa sürmelerini ve varsıllıklarını korumak için Papanın da aralarında bulunduğu kirli, kanlı Alicengiz oyunlarını; Kilisenin siyasi iktidarla (Henry ile) ortak olarak halkın haklı sesini, aklı ve evrensel değerleri (Becket’i) nasıl yok ettiklerini, dönemin bütün otoritelerine tek tek ve hepsine karşı tek yürek meydan okuyarak ortaya seriyor.

“BECKET: Bir yandan böylesine büyük mülklere sahibolmak, bir yandan da Tanrı onurunu savunmak ne kadar güç, değil mi, Başrahibim?”[5]

Anoulh, Becket ile psikolojiye, insan ilişkilerine dair derin saptamalar sunar. İngiltere’nin en güçlü adamının Becket karşısındaki acizliğini;

“KRAL: Hiçbir şey yapamıyorum, hiçbir şey! Karılar gibi gevşemişim. O yaşadığı sürece hiçbir şey yapamayacağım. Şaşkın şaşkın titriyorum önünde… Bir de kral olacağım! (…) Yalnız benim gibi korkaklar mı var benim çevremde? Koca İngiltere’de bir tek adam kalmadı mı? Of! Kalbim! Kalbim daha hızlı çarpmaya başladı! (…) (… Gözlerinde bir şaşkınlık. Bir an duraklar, sonra, bir hıçkırık içinde, haykırarak yatağına yığılır.) Thomas! Thomas!”[6]

Becket’in vicdanıyla hesaplaşmasını;

BECKET: Eskiden onurum yoktu. Şimdi var. (…)”

anlatır.

Ve insanın aklını kullanarak, en onulmaz ve zor durumları aşarak insan onuruna yaraşır bir şekilde hayat sürebileceğini gösterir.

Ve oyunda öyle bir sahne vardır ki;  zaman durur. Yalnız Becket vardır. Ve yalnız Henry. Becket ile Henry’nin çıplak ovanın göbeğinde, soğuğun en son noktasında, atın üzerinde, iki kral gibi yapayalnız; fakat sonsuzluğa uzanan diyalogu…

Zihinde filizlenerek tam bir görsel şölene tomurcuklanır. Çiçeklenir, zihinden taşar ve bir iç hesaplaşmaya dönüşür. Becket’in onuruna tutunur önce, sonra kralın vicdanına tırmanır; dostluktan düşer aşağıya, soğuktan titrer, kralın gururuna çarpar, zehirlenir, solar çiçekler. Kururlar. Okşar çiçekleri kral; geri dön gül bahçem. Solsan da, kurusan da geri dön.

Döneceğim efendim.

Döner. Kuruyacağını bilerek, köklerini salacağı bir toprağın kalmadığını bilerek.

Döner.

Ezilmiş, dışlanmış, yoksul insanların avucunun içinde,

Kurumadan kalmış son yaprağını sunmaya,

Krala,

Döner.

En nihayetinde her şey gibi,

Her hikâye gibi,

Tanrı ve insan gibi,

Var olmanın katlanılabilir -mi?- hafifliğiyle,

Hikâye de başladığı yere,

Kaynağına döner.    

                                                                         Aynı yerde, kral, oyunun başındaki gibi, Becket’in               

mezarı başında, çırılçıplak diz çökmüştür. Dört keşiş.

(…) iplerle vururlar ona.

KRAL: (Bağırır) Memnun musun, Becket? Tamam mı hesabımız? Tanrının onuru arındı mı?”[7]

Becket (Tanrının Şerefi)

Jean Anouilh

Çeviren: Tahsin Yücel

Yankı Yayınları


[1] Bu diyalog, Jean Anouilh’in Becket (Tanrının Şerefi ) oyununun Yankı Yayınları’ndan Tahsin Yücel çevirisiyle 1972’de yayımlanan kitabının 8. sayfasından alınmıştır. Bundan sonraki alıntılar da aynı eserden yapılacaktır.

[2] Sayfa 46.

[3] Sayfa 164.

[4] A.g.e. Sayfa 39.

[5] A.g.e. sayfa 136.

[6] A.g.e. Sayfa 168

[7] Sayfa 173.