Yıl kaç hatırlamıyorum ama az biraz küçüğüm. Çok da küçük değilim. Yani aslında küçüğüm, ama benden daha küçükler olduğu için kendimi çok da küçük görmüyorum. Öyle ki benden daha küçüklerin okuması için, içimi kıpır kıpır yapan, ilginç mi ilginç hikâye kitapları var. Ve fakat o zamanlarda duymak için kıçımı yırttığım “Kızım sen büyüdün artık” cümlesini, istediğim zamanlarda değil de, hep heveslenip bu kitapları elime aldığım zamanlarda duyuyorum. Demek ki biraz büyümüş, küçük bir kızmışım.

Mevzu bahis kitaplar nasıl kitaplar mı? Hani her bölümün sonunda sana iki tane soru sorar ve bu sorulara göre seni başka sayfalara yönlendirir:

– Kahramanımız Zerox korkularının üzerine gidip karanlık mağaraya adım atacak. Sayfa 26

– Zerox karanlık mağaraya girmeden önce en yakın dostu Marble’a haber verecek ve bir plan yapacaklar. Sayfa 17

gibi. Hatırladınız mı? Ben genellikle ikinci şık gibi şıkları seçerdim. Yanlış anlaşılmasın korkak bir maceracı olduğumdan değil, kitap daha uzun sürsün isterdim ama hiç belli olmazdı. Bazen seçtiğin cevaplarla kitabı 10 dakikada bitirirdin, bazen de macerayı nasıl bu noktalara getirdin hatırlayamazdın. İşte böyle kitaplardı içimin yağlarını eriten.

Neden mi bu acı anılarımı anlatıyorum size? Eveet neden anlatıyorum? Hah. Çok da kitap okumayı sevmeyen bir küçük arkadaşıma hediye kitap almanın arifesindeyim. Ama bu “kitap sıkıcıdır” fikrine de son vermek niyetindeyim. Ve aklıma ne gelse beğenirsiniz? Tabii ki de benim (hiç benim olamayan) efsanevi soru-cevaplı macera kitaplarım! Aklıma gelen bu mühteşem fikir için kendimi tebrik ettikten sonra, silahlarımı kuşandım (?) ve yollara düştüm. Yıllardır dizginlediğim maceracı ruhum iplerinden kurtulmuştu bir kez. Artık durdurmanın imkanı yoktuuu….

Ta ki danışmadaki hanımefendiye, şu size yukarıda uzun uzun anlattığım kitapları anlatmaya çalışırken, gözlerimin içindeki pırıltı yavaş yavaş sönene kadar. Karşımdaki, beni anlamaya çalışan, oldukça iyi niyetli ama bir o kadar da çaresiz hanımefendiye daha fazla işkence çektirmemek için, “Çocuk kitapları hangi katta acaba?” sorusu ile bu sonuçsuz muhabbeti noktaladım. Umutsuzluk hayal kırıklığı arası ya da karışımı bir duyguyla merdivenleri çıktım. Ve “mutluluk-hüzün” geçişleri yaşayan “manik” ruhum şimdi yine mutluluğu seçti. Bir kat dolusu rengârenk, ışıl ışıll kitap benim için dizilmiş, onları karıştırmamı bekliyordu. Oohoooo, benim en son hatırladığım “soru-cevap macera kitapları”ndan sonra neler neler çıkmış, kitabın içinden çıkan bir anahtarla tüm şifreleri çözüp defineyi bulmaya çalışmak mı dersiniz? Yoksa bilmeceleri çözerek yer altı mağaralarından kurtulmaya çalışmak mı?  Bu mucizeler diyarının içinde onlar kadar afili olmasa da üzerindeki şirin karalama çizimleri ile “Bay Kokuşuk” çıktı karşıma. Şöyle bir karıştırdım sayfalarını ve kitaba devam edebilmek için kuytu bir köşe ararken yakalandım kendime. Gerek hikayesi, gerek mesajı, gerekse çizimleri ile gerçekten çok güzel bir kitapla tanışmış oldum böylece ve 1 saatlik bir uçak yolculuğunda silip süpürdüm kendisini (tabii önceden okunduğu anlaşılmasın diye sayfalarına neredeyse dokunmayarak. 🙂

Hediyem açıldığında tabii ki bir oyuncak olmadığı için soğuk karşılandı. Ama dayanamayıp kitabı okuduğumu itiraf ettikten sonra bir anda hediyeme karşı ilgi artmaya başladı. Hatta ara ara kitap hakkında bilgiler verdikçe, elden düşmez oldu diyebilirim. Hani derler ya çocuklar ebeveynlerinin ve çevrelerindekilerin kitap okuduğunu görmezlerse bu alışkanlığı kolay edinemezler diye. Bence okudukları kitaba dahil olmayı becerebilirsek, bu etkimizi kat be kat arttırabiliriz. Benden söylemesi. 🙂

Bay Kokuşuk

David Walliams

Çeviren: İmra Gündoğdu

Çizimler: Ruentan Blake

Artemis Yayınları