Aylak sözcüğünü her ne kadar işi gücü olmayan anlamında kullansak da Yusuf Atılgan ona yeni bir boyut kazandırıyor. Günlük koşturmanın içinde toplum dayatması sonucu yaptığımız eylemlere aylak olarak bakmamı sağlayan bir kapı aralıyor. Maddi dünyada var olma çabası içinde daralan kişiyi aylak insanla bir kareye oturtuyor.

Bir adı bile olmayan C.?nin her şeye karşı duruşu. Babasına, hayatına, aşka. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.

C. avare gibi gözükse de yazıyor, çiziyor, geziyor, sevişiyor, düşünüyor.

İnsan her şeye bunca karşıyken kendine de karşı olmadan nasıl sürdürebilir bir karşı yaşamı?

Romanın dilinin yalınlığı, sözcüklerin anlamlarını daha da vurucu kılıyor.

?Çevresinde herkes ona düşmanca bakıyordu. Kuşatılmıştı. Artık otobüse yetişmesi olanaksızdı. Birden sol şakağındaki ağrı yeniden başladı. Yıllardır aradığını bulur bulmaz yitirmesine sebep olan bu saçma, alaycı düzene boyun eğmiş gibi kendini koyverdi. Şimdi ona istediklerini yapabilirlerdi. Yanındaki polis kolunu sarsıp, ummadığı yumuşak bir sesle sordu.

Ne oldu? Anlat.

Otobüse yetişecektim…

Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı.?

Aylak Adam

Yusuf Atılgan

Yapı Kredi Yayınları