Sırlarla dolu, akıcı, merak uyandırıcı?

Merhaba, daha önce de söylemiştim, Ayfer Tunç okumaya başlayınca bırakılamayan bir yazar. Yazarın kitap aralarında bıraktığı suskunlukları biz de yaşıyoruz. Bir tiyatro eserini andırıyor. Tek mekânda geriye yolculuklarla, üç kişinin kendi bakış açılarıyla karlı bir kış günü Ankara?dan İstanbul?a doğru giden bir trenin yemek vagonunda yol alıyoruz. Bankacı Ersin, radyo programcısı Selda ve yemekli vagonun garsonu Bünyamin. Üç farklı hayat, aynı konu beyinlerinde ve yüreklerinde, bedenlerini bu vagonda bizlere teslim ediyorlar. Her zamanki gibi Ayfer Tunç nefis bir karşılaşma çizelgesiyle bizleri mutlu ediyor. Ahlak, Aşk, Cesaret ve Aile sorgusunu kendi içimizde de sıralamamızı sağlıyor. Sıradan hayatların defalarca içimize işleyen tanımları ve kitabın içinize işleyecek suskuları derin bir senfoni gibi.

?Bütün bu sohbetler, meyve soyup yemeler, çay içmeler, vakitlice yatmalar, lavanta kokan çarşaflar iyiydi, hoştu. Ama mutluluğu andırmıyordu. Bunların adına dense dense huzur denirdi. Kişiliksiz, sıradan bir huzur. Huzur böyle sıradanlaşınca bir değeri kalmıyordu.?

?Ama bir şey var bu fotoğrafta, insanı çok fena eziyor. Şebnem güzel çünkü. Çok güzel. İnsanın bu kadar güzel olduğu için onu suçlayası geliyor. Ama güzellik suçtur zaten, cezası mutlaka çekilir? Tutkuluydu, cesurdu. Sanki ağzını açsa bütün aşkları yutacaktı??

Üç insan yemek vagonunda,  öncesinde gördükleri bir fotoğraf ve hayatlarını tekrar gözden geçirme anları? Fotoğraftaki kızı bize anlatıyorlar, kendi hayatlarına nasıl girdiğini ve biz ilgiyle nereye bağlanacak diye bekliyoruz. Ta ki bitene kadar? Genellikle son sayfaları saklarım, kitap bu tadıyla beni bırakmasın diye biraz direnirim. İkinci kitabı elime alıyorum devamını okumak ve hikâyenin nereye sürükleyeceğini görmek için.

Ve yine şahane bir kurgu bizleri bekliyor. Bu kez kapak kızının kendi dilinden hikâyesini dinliyoruz. Bir hesaplaşamama, farkında olma, modern toplumun ikiyüzlülüğü ile çok güzel bir kadının düşüş ve intikamı. ?Güzellik bir lanettir? derler ve bizim ?Kapak Kızı?mız, ?Yeşil Peri Gecesi?nde kendi lanetinin nasıl başladığını anlatıyor tüm samimiyeti ve çarpıcılığıyla.

?Ruhla bedenin birbirinden ayrılması için ille ölmek gerekmez. İnsan yaşarken de ruhuyla bedeni birbirinden ayrılabilir. Ama asıl sorulması gereken soru, ruhla bedenin ölmeden birbirinden ayrılmasının mümkün olup olmadığı değil, bu ikisinin nasıl olup da tekrar birleşebildiğidir? Ruhla bedenin birbirinden ayrı olduğu sırada duygular kayboluyor. Acı çekmiyor, utanç duyulmuyor, zevk alınmıyor. Basit bir şaşkınlık ya da eylemin sonuna ilişkin bir merak bile doğmuyor? Sonunda unutma geliyor. Erteleme daha doğrusu. Hatırlamayı erteleme.?

Sürükleyici ve merakla beklediğimiz cevaplar var. Kitap uzun bir süre cevapları vermiyor. Sabırla bekleyip tüm cevaplara ulaşıyoruz. Bir dönemi, sınıfsal tanımlamalarla kaybedenleri ve kaybettiklerini ayrıntılarıyla özümsüyoruz. Birbirini tamamlayan diğer kitapta anlatılanları bir de bu taraftan dinlediğimiz bir örgü. Başkaldıran, itiraz eden, umutsuz, acıtıcı bir hikâyeyi dinleyip, son sayfaları saklayıp yine de bitirdiğimiz bir kitap. Tadı damağımızda, nefis cümleler cebimizde. Sevgiler?

Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi

Ayfer Tunç

Can Yayınları