Dağılmış bir ailenin çocuğu olarak büyüyen, esrar ile başlayıp eroine kadar uzanan ve bundan kurtulmaya çabaladıkça daha da çok bu batağa saplanan Onur?un hikâyesiydi Aşk Meclisi. Gerçek günlüklerden yola çıkılarak derlenen romanda Onur?un sessiz çığlıklarına ve belirtmeden geçemeyeceğim edebi benzetmelerine, yazılarına kayıtsız kalmak imkânsızdı. Kitapta beni en çok etkileyen yer ise Sinan Akyüz?ün sonsözüydü.

Altını çizdiklerim;

?Gerçek bir erkek şu dünyada iki şey ister: tehlike ve oyun. Bu yüzden kadını ister, en tehlikeli oyuncak olarak.? S. 13

?Hayat böyle bir şey işte. Kötüyle iyi birbirinin karşıtı gibi görünse de aslında yan yana yürüyen iki dost gibi. Bir düşünsenize; kötü olmasaydı iyinin anlamı olur muydu? Ya da iyi olmasaydı kötüden kim bu kadar çok korkardı? ? S. 28

?Yüksek eğitim görmüş insanlara sadece diploma veriyorlar. Bir insanın entelektüel birikimi okuduğu kitaplarla alakalıdır.? S. 35

Arka Kapaktan;

Sen ve ben artık yalnızlığımıza âşık olmuş iki insanız. Bizim bu yalnız dünyamızda şafak atmaz, gün doğmaz. Gergin, donuk, yamyassı dünyamızda katılaşıp kaldık bir kristal taşı gibi. Çığlık çığlığa bir gecenin içinde, ikiye ayrılmış karanlık bir gökyüzünde, kan içindeki şırınganın ucunda, sahipsiz bir gölge olmuş ve hiç kimsenin istemediği yürek karası düşlerin kanatlanmış ölüleri gibiyiz. Sen ve Ben? İkimiz?

Aşk Meclisi

Sinan Akyüz

Alfa Yayınları