Bir ülkenin başkentinde yaşanan sürgün yaşamlar.  Gönülleri bıraktıkları köylerinde, ama hayatları ülkenin başkentinde yeniden başlayan insanlar. Hiç kimsenin onlara kucak açmadığı, yardım etmediği, kendileri gibi sürgün insanlarla kentin en ücra köşelerine yerleşip derme çatma gecekondularda, derme çatma bir hayat sürdüren insanlar. Büyük acıları, sıkıntıları, fakirliği geride bırakmadan gittikleri yere taşıyan, gün geçtikçe artan dertlerinin, sıkıntılarının içinde umudun adını hiç anmadan yaşama tutunmaya çalışan insanlar.

Geldikleri yerden sıkıntıları olsa da bir toprağı, kendine ait bir yaşamı olan bu insanlar; şimdi her şeyiyle yabancısı oldukları bu şehirde verdikleri yaşam savaşı, çocuklarını büyütme, okutma, evlendirme telaşı? Yeni bir yaşam kurarken kültürünü, kimliğini, varlığını, otoritesini yitirmeme telaşı ve gün geçtikçe yetişen yeni kuşağın yarattığı bilinç ile aile içi ve toplumsal çatışmalar?

Roman, şehrin gecekondularında kendilerine ortak bir yaşam kuran bu insanların, kendi kültürleri ile yaşanan değişimlere verdikleri tepki üzerinden bir dönemin anlatımı. Evde kuşkusuz otoritenin tek sahibi olan babanın, geçmişte tartışmasız olan otoritesinin artık tartışılır ve hatta karşı konulur olmaya başlamasıyla baba ve eşle daha çok yetişme çağında olan kız çocuklarının çatışması vurgulanıyor. Bu yeni bilinçlenme süreci, her durumda olduğu gibi otoritenin varlığını yitirmeme telaşı ile ilk ve en sık başvurulan şiddete yol açıyor. Her dönemde en çok tartışma konusu yapılan kadına yönelik şiddet toplumsal bir değişim süreci içinde, en ince ayrıntısına kadar ve hatta mizahi yanıyla, karikatürize ederek anlatılıyor.

Kuralları üzerinden aile yapısını korumaya çalışan baba, asla değişmez ve sorgulanmaz bulduğu kendi kimliği karşısında, değişen yaşamla değişmek zorunda kalan aile yapısına karşı direniyor. Toplumsal değişimler her zaman en zayıf, en çok sömürülen kesimlerde daha çok tahribata yol açmaktadır. Bu değişimin simgesi olan aile yapısı ve ailenin ve toplumun en çok sömürülen, en zayıf hissedilen kadınları, bu şiddetten en çok payı alıyorlar. Ama artık, geçmişin kabullenen, her şeye tamam diyen kadınının yerini toplumsal rolünün bilincinde ve otoriteye karşı sesini yükselten kadın alıyor. Çünkü artık ailenin kadınları da çalışmakta ve toplumda rol üslenmektedir. Üslendiği bu rolün gereği olarak yeni bir kimliğe sahiptir, bu kimlik ile katıldığı yaşamda otoriteyi, toplumu, kendini sorgulamakta ve eskinin sorgusuz yüklendiği yaşamına hayır demektedir.

Hepimizin aynı değişim süreçlerine tanık olduğu ve bir şekilde az veya çok yaşadığı olayların mizahi bir dille gerçekçi bir anlatımı roman. Kadının toplumdaki yeri, toplumun ana bakışının ironik bir dille anlatımı aynı zamanda. Roman karakterleri iki genç kızın, babaları ve toplumun diğer baskı aygıtları karşısında, en masum istekleri için bile mücadele etmeleri gerektiğini vurguluyor. Ailenin, toplumun ihtiyaçları ve çıkarlarına göre evlendirilen, okutulan, okutulmayan, çalıştırılan, çalışmasına izin verilmeyen… Tüm bu durumları kendi çıkarına göre düzenleyen bir yapıya dönüşmüş aile. Bu yapı sadece koşulsuz rolünü kabullenmeyi istiyor. Onun ihtiyaçlarını gidermeyi istiyor, önemsiyor, kararları kendi alıyor.

Bilinçlenmiş ve otoritenin karşısına çıkan iki karakter Eylem ve Sakine,  karşı duruşlarını güçlendirmek için hem kendileri ile hem de aile, iş yeri, komşu vb. baskının yansıtıldığı ve kendilerinden çeşitli roller bekleyen yapılarla mücadeleye girişiyorlar. Bu mücadelenin ve baş kaldırışın sonucu büyük bir şiddetle karşılaşırlar. Bu karşı şiddet onları kendilerini sorgulamaya, boyun eğip eğmeme arasında gidip gelmelere sürükler. Bu başkaldıran yeni bilinç onları sonuna kadar gitmeye zorlar, çünkü geri adım atmaları halinde artık otoriteye karşı koyamayacakları ve yaşamlarını tamamen kaybedecekleri ortadadır. Bu arada hâlleri ve tavizsiz ve birbirleri ile dayanışma içinde giriştikleri mücadele, geleceği belirsiz ama umutsuz olmayan bir yolculuğun eşiğine kadar onları sürükler. Yorgun iki yürekle yeni bir yaşama doğru omuz omuza çıkılan bu yolculuk, onlar için yeni bir hayatın müjdeleyicisi olduğu kadar, toplumun ezilen ve aşağılanan insanları için de bir umudun ilk ışığıdır.

Bir yolculuk eşiğinde biten roman, yeni bir yaşam isteğini ve karşı koyuşların geri dönülmez adımlarını duyurur bize. Bu adım, herkes için biraz daha umut demektir. İnsanın otorite karşısında kendi kimliğini yaratma, var etme mücadelesinin bir ışığını içermektedir. Silinip yok olmak yerine var olmayı seçenlere yeni bir umut ve hayat vadetmektedir. Bu yeni hayat, başta kendi içinde olmak üzere toplumun her kesimiyle sürdürülen bir mücadele içermektedir. Çünkü savaş,  sadece evde babaya değil, sokakta tacizciye, iş yerinde patrona, devlet dairesinde bağırıp çağıran memura, parkta el ele tutuşan âşıklara silah doğrultan polise vb. karşı her an ve her yerde devam etmelidir. Bu savaş ancak böyle, yeni bir bilinç ve yeni bir dönüşümle kazanılabilir.

Arıza Babaların Çatlak Kızları

Ayten Kaya Görgün

Ayrıntı Yayınları