Gün olur, hani derler ya resmin büyüğüne bak diye, bakasın gelir şöyle bir tüttürüp o yüce resme. Heybetli bir ceket takmışsındır omzuna, hikmetli bir tabloyu seyre dalmaya hazır, gururlu bir ifadeyle geçersin beyaz perdenin karşısına. İşte şimdi zamanı, derin bir nefesle bir gülümseme takmanın dudaklarına. O kadar da acı yokmuş be sararmaya yüz tutmuş sayfalarında. Satırlarında hüzün bulmayı beklerken, bir … okurken yakalanırsın kendine. Sonrası yine o ürkek sırıtışın dudaklarında. Beklenmedik ve mucizevi.

Benimse aklımda şöyle bir sahne: Neredeyse eksiksik bir sofra? Dostlar toplanmış, sıcak bir muhabbetle kurulmuş, iki eksik bir fazla bir sofranın başına… Meyveler, mezeler, kimi tam dolu kimi yarım, kimi bitmeye yüz tutmuş rakı bardakları? Bir tarafında annem, gözlerini kapatmış, adeta kendinden geçercesine bir şarkı söylüyor. Bitirir bitirmez bir başkası isteniyor. Ve bekletmeden, memnuniyele o şarkıya başlıyor, sanki kendisi seçse onu söyleyecekmişcesine. Yanı başında babam, dostlar, çocuklar?

Doğum günümde, iç kapağına ?Gözün hayalde olsun…?  yazıp hediye etmişti bu kitabı bana bir arkadaşım. Benim hayalim böyle dostlarla dopdolu bir masa etrafında, tek kelime anlatmaya ihtiyaç duymadan,  gözünün içine bakarak seni anlayacaklarla, gidenlerin arkasından da onlar için bir kadeh kaldırabilmek…

A?mâk-ı Hayal

Filibeli Ahmet Hilmi

Kaknüs Yayınları