?Tutkulu insanlar başkalarının ne düşündüklerini az düşünürler.? Nietzsche.

Tam da Aliye Berger için söylenmiş bir söz. Dönemin ünlü keman virtüözü Carl Berger ile yirmi üç yıl herkesten gizli süren tutkulu aşkı, evlendikten altı ay sonra aşkının ölümü ile hayata küsmesi, ardından ablası Fahrünnisa Zeyd?in yönlendirmesi ile gravür* sanatı ile tanışması ve ikinci tutkusu olan gravür?Aliye 9 Eylül 1954?te Yapı Kredi Bankası?nın 10. yılı nedeniyle düzenlediği ?Türkiye?de İş ve İstihsal? konulu resim yarışmasına profesyonel hayatında yaptığı ?Güneşin Doğuşu? adını verdiği ilk yağlıboya tablosu ile katıldı ve birinci oldu. Bu birincilik sonucunda fırtınalar koptu. Çünkü resim eğitimi almamıştı ve herkes Aliye Berger?i ressam değil, gravür sanatçısı olarak biliyordu. Aliye Berger ilk kez bu resimle yağlıboya bir kompozisyon gerçekleştiriyordu. Çoğunluğun karşı geldiği yarışma sonucuna, Bülent Ecevit, Hasan Ali Yücel, Tunç Yalman, Adnan Benki gibi daha başka sanat yazarları da Aliye Berger?i destekliyorlar, yeni bir ufuk açtığı çağdaş Türk resmine bir başyapıt getirdiği konusunda hem fikir oluyorlardı. Aliye Berger?in kendi yakın çevresinden kamuya sıçraması ve üne kavuşması Aziz Nesin?in deyişiyle ?renk renk bir havai fişek patlayışıyla? tanınması bu yarışma ile oldu.

Oldum olası kurallarla başı dertte olan ve kurallarla değil gönlünce yaşamak isteyen Aliye, son Osmanlı?da ünlü Şakir Paşa ailesinin yedinci ve en küçük çocuğu olarak 24 Aralık 1903 yılında İstanbul, Büyükada?da dünyaya geldi. Aliye?nin babası Şakir paşa, tarih yazarlığının yanı sıra resim ve fotoğraf dallarında da amatör çalışmalar yapıyordu. Annesi Sare İsmet Hanım, resim eğitimi almamasına rağmen köşklerinin bir odasını kendine çalışma odası yapmıştı, orada yağlıboya ve suluboya tablolar yapıyordu. Ablası ünlü ressam Fahrünnisa Zeyd ve ağabeyi ünlü yazar ve düşünür Cevat Şakir, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı?ydı. Aliye Berger, Cumhuriyet döneminin ve Türkiye?nin ilk seramik sanatçısı Füreya Koral?ın ve tiyatro yönetmeni ve oyuncusu Şirin Devrim?in teyzeleriydi.

Tam bir eğitim, kültür ve sanat aşığı bir ailede dünyaya gelmek Aliye?nin en büyük şansıydı, bununla birlikte Aliye?nin dünyaya geldiği ve ilkokul dönemleri ailenin maddi açıdan büyük sıkıntılar yaşadığı zamanlardı. Anne Sare İsmet diğer bütün harcamalarda kısıntıya giderken çocuklarının eğitimin en iyisini almaları için her zaman çaba gösterdi. Eğitime ve sanata büyük önem veren böyle bir ailedeki çocukların sanatçı ve düşünür olmaları da kaçınılmazdı. Aliye?nin gravür, karakalem çalışmaları, yağlıboya-suluboya resimleri yaratıcılıkta bulunduğu konular oldu.

?Coşkuyla, sevgiyle ve aşkla yarattım ne yarattımsa? diyen Aliye Berger?in tek tutkusu olan Carl Berger?in ölümünden sonra yaşamının kalan yirmi dört yılı ikinci tutkusu olan gravür sanatını icra etmekle geçti ve uçukluğu, ?deli saraylı?lığı, istediği gibi hayatını yaşaması en büyük özgürlüğü oldu. Dâhiliğini rahatça sergiledi. Her zaman kendine özen gösteren, bakımlı, sürdüğü koyu ruju ve menekşe gözlerini ortaya çıkaran göz makyajı ile dikkatleri üzerine çekti. Eleştirilerin -özellikle ablaları tarafından- odağı olsa da hiçbirini hiçbir zaman umursamadı. Acılar, yokluk, çekilen sıkıntılarla geçen bir ömür, ki bu geçen ömrün her anında ve her şartta üretim yapan bir kadın Aliye Berger.Emel Koç?un kaleme aldığı Aliye Berger?in yaşam öyküsünü elimden bırakamadan iki günde okudum. Olayları ve olaylar karşısında hissedilen duyguları o kadar güzel ifade etmiş ki tekrar tekrar okumak istiyor insan. Sizlerin de okurken keyif almanızı dilerim.

*Gravür: Çoğaltmak amacıyla metal, ahşap, plastik gibi sert plakaları kazıyarak ve oyarak ortaya çıkarılan kalıplardan alınan baskılar.

Alyoşa: Aliye Berger Biyografisi

Emel Koç

Can Yayınları