Mandalina soyarken tırnaklarının arasında, parmaklarının ucunda sarı bir leke kalır. Parmağını dudaklarına değdirdiğinde de buruk bir tat gelir ağzına. Sürekli burnuna yakın tutmak istersin elini. Elini yıkamak isteği uyandırmaz içinde, kirlilik değildir çünkü. Mandalina kokarsın en fazla. Kimse “Iğğğ mandalina soymuş ve ellerini yıkamamış baksana nasıl kokuyor” demez. Mis gelir kuvvetle muhtemel ya da tiksinç gelmez diyebiliriz, tabii mandalina kokusundan nefret eden ya da mandalina denilince sinir krizi geçiren bir manyak değilseniz.

Bende, bir de,  hemen bir tane daha soyma isteği doğurur. Hem yemek hem soymak aslında. Tek başına yemek de tatmin etmez beni. Yanımda kim varsa tuttururum eline soyulmuş, mis kokulu mandalinayı, bir yandan elimi koklayarak. “Yetti bana, ben artık yemeyeceğim” mi dendi? Bu sefer dilim dilim tıkarım ağızlara çaktırmadan, laf arasında.  Kimsenin ruhu duymadan birkaç tane daha mandalina mideye inmiştir bile. Bana yetmez ama! Bitirelim isterim tabakta, dolapta ne kadar varsa. Dolaptaki bitse, niye bu kadar az almışız der sinirlenirim, kederlenirim, canım sıkılır. “N’olcak yedik yeterince” diyenlere de, “Hani size yeterdi? Kaç tane daha gümlettiniz tamam dedikten sonra” diye çıkışır, kalp bile kırabilirim. Yetmez bana mandalina.

Bir mandalina, bir de Alper Canıgüz kitapları işte! N’oldu? Bitti yine hemencecik. N’apcaz şimdi? Niye koştura zıplaya okudum ki bir solukta sanki? Haydi bakalım bekle şimdi işin yoksa… Mandalinam nerede benim? Canım sıkıldı çok!

Alper Kamu Cehennem Çiçeği

Alper Canıgüz

APRIL Yayıncılık