?Hayat fecaatini bize en iyi gösteren Shakespare?dir. Zira daima trajedinin koynunda bir komedi gizlenir ve ?gerçi insanlarda gülmeye cesaret kalmasa da– facia, her zaman mudhikeden nükteler kapar.?

Geçtiğimiz aylarda Abdülhak Şinasi Hisar?ın Fahim Bey ve Biz adlı romanıyla hayatın kıyısında kalmış bir karakteri sizinle paylaşmıştım. Yine aynı yazardan, bu kez alafranga bir hayatın içinde kimliğini arayan ve sonrasında kendisini Bektaşi Şeyhi olarak bulan birisinin anlatıldığı bir roman: Ali Nizami Bey?in Alafrangalığı ve Şeyhliği.

?Evet, hep biliriz ki medeniyet, rahat ve saadet fikirlerini mutlaka ve daima para ile hesaplamak, maddiyat ile ölçmek kararı büyük bir yanlışlık ve haksızlık olur. Fakat buna rağmen bu hatalarda ısrar ederiz.?

Ali Rıza Bey, Büyükada?nın en şık semtlerinden olan ve gösterişli köşklerin sıralandığı Nizam Caddesi?nde oturur. Cebinde kaç para olduğunu bilmeyen roman karakteri, servetini ?Cercle d?Orient?da poker partilerinde tüketir. Modern tutkular peşinde, resimden kuşlara, çiçeklere oradan alafranga musikiye gezinir, zevk ve sefa içerisinde yaşar.

Bir de gönül maceraları vardır Ali Nizami Bey?in, ilk gençliğinden beri dillere dolanan. Tadacağı vuslat uğruna tehlikelere göğüs gererek nice aşklara yelken açmıştır.

Dünya saltanatının tüm güzelliklerinin içinde kaybolan, yarınını ve ailesini düşünmeyen bu züppe, gösteriş meraklısı, kibirli insolent Ali Nizami Bey,  yaşadığı her günü son dakikasına kadar kendine harcar.

?Bu yaşadığımız zamanlar bizim, bir tahtıravalli oynar gibi, bir hayli ilerlemiş alafrangalıktan bir hayli geri kalmış bir şarklılığa, lezzetle, bir gidip bir geldiğimiz zamanlardı.”

Paranın gölgesinde gittikçe küçülen ve tüm servetini yitiren bu alafranga karakter romanın ikinci bölümünde Bektaşi Şeyhi olarak karşımıza çıkar. Nizam Caddesi?ndeki köşkünde başlayan yaşam Çamlıca?nın Karacaahmet Mezarlığı?na bakan sırtında camları kırık, bacası yıkık bir ?hanıkah?da devam eder.

Aslında Ali Nizami Bey?in şeyhliğe soyunmasının altında, maddi eksikliğin yerini maneviyatla doldurarak toplumda saygın bir yer edinme arzusu yatar. Zira o dönemde şeyh ve dervişler toplumda değer gören ve sözlerine önem verilen kimselerdi.

?Hayata, bazen vücut gibi, zihin de tahammül edemiyor. Vücut gibi zihin de bozuluyor. Zihnimizin bir kıvamıdır ki, bize hayatı güzel ve cazibeli gösterir. Zihnimizin bu kıvamı değişince dünyanın da, hayatın da manası başkalaşıyor. O zaman artık her şey abes, nafile ve hazin gözüküyor.?

Anlatıcının dilinden okuduğumuz kitap, tüketim çılgınlığının ulaştığı sonu hazin bir şekilde aktarır. Sonu gelmez ihtiraslarını paranın desteğiyle gerçekleştiren birey, ruhunu olgunlaştıramadan yaşar. Nafile geçen iklimler,  seneler sonra ziyan ettiği yaşamın farkına varır ve yeni bir kimlik arayışına girer. Abdülhak Şinasi Hisar, arada kalmış, yaşamın içinde sıkışmış Ali Nizami Bey?le bizi kendimizle bir kez daha yüzleştiriyor.

?Asıl saadetin (basit, fakat gözden kaçıp unutulan hakikat!) içimizdeki kanaatten ibaret nisbî bir şey olduğu, esastır.?

Ali Nizami Beyin Alafrangalığı Ve Şeyhliği

Abdülhak Şinasi Hisar

Yapı Kredi Yayınları